"Kız Kulesi'ne yaklaştıkça, kulenin ihtişamı daha da belirginleşiyordu. Ekip üyeleri, Zülfikar ve Adem'i kulenin içine taşıdılar. Kulenin içi sessizdi, sadece denizin ve martıların çığlıkları duyuluyordu."
Serinin 3.kitabı ile karşınızdayım. Şahane bir bilimkurgu okudum. Az önce bitirdim, sıcak sıcak, taze taze incelemeye geçiyorum hemen.
Kesinlikle üçleme içinde okuduğum en iyi kitaptı. Kurgusu, dili, olay örgüsü... Su gibi aktı fakat adrenalin ve tempo bir dakika bile düşmedi. Ve seriden bağımsız, müstakil olarak okunabilecek düzeyde yazılmış.
Politik olaylara diğer kitaplara nispeten daha az yer verilmiş, macera ve gizem ön plandaydı, ki bence bu yazarın esas marifetinin aksiyon türünde olduğunu da bizlere gösteren bir detay.
Bu kitapta kadro genişliyor. İlk sayfalarda kadın karakterlerin dahil olmasıyla "heh şimdi aşk geliyor, zaten artık kabak tadı verirdi bir aşk isterdi bu seri" diye düşündüm. Fakat zerre miktarı aşk duygusu aramadan, ihtiyaç duymadan sürüklenip gittim. Okuru baymadığı için teşekkür ediyorum.
Kurgudaki gizleri, sırları İbni Sîna öğretilerine, tasavvuf atmosferine, Kur'an ayetlerine bağlamasını ayrıca takdir ettim. Edebiyatta hangi tür de yazarsak yazalım, aromasını kendi dinimizden ve kültürümüzden alabileceğimizin çok güzel bir örneğiydi.
Türk Devletleri'nin ülkemize desteğini mevzubahis yapması da benim çok hoşuma giden bir parantezdi.
Finalde de güzel bir haber bekliyor bizleri.
Yazar son bir kitabın, final kitabının müjdesini veriyor