Çocuk kalabilenlere...
10/10
·184 syf.··
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2025 19:17
Bu kitap çocuklar gibi, onlara benziyor. Ama inanın bu bir çocuk kitabı değil. Çocuklar da dışarıdan; minik, tatlı, sanki içlerinde hiç tasa barındırmıyor gibi görünüyorlar ama her şeyi sünger gibi içlerine çeken zihinlerinin ve bitmez tükenmez meraklarının; minicik kalplerinin içinde biraz sevgi ve ilgi karşılığında hüzünle harmanlanışlarına şahit olursunuz çok geçmeden. "Bir gün acıyı keşfeden küçük bir çocuğun hikâyesi" diye yazılmış orijinal kapağında da. Bence büyümeyle gelen o yalnızlığın hikâyesi. Yazar, kendi çocukluğundan izler taşıyan bu kitabını tam 12 günde yazmış. Ama bana sorsanız o 12 gün boyunca ne çocuksu hislerle, ümit ve hüzünlerle dolmuştur. "Çünkü yazmalıydım" demiştir içinden. Çünkü yazmalıyız. Yazarsak biliniriz. Yazarsak, yaşarken bizi dinleyecek bir kişi bulamadıysak dahi, bir gün anlaşılabileceğimizi umut ederiz. Şimdi Vasconcelos'un, onu anlayan milyonlara sahip oluşu gibi. Kalbimize dokunan kitaplar hakkında da yazmalıyız. Tıpkı insanlar hakkında yazdığımız gibi. Yazmalıyız ki neye benziyor o hisler görebilelim. Harflerin şekillerine bürünmelerine izin verelim, tüm o hislerin. Ve sonra gerektiği anlarda o duyguyu bize hatırlatacak o cümlelere sarılabilelim. Kitap içeriğine değinecek olursak da; kitapta Zezé'yle tanışıyorsunuz ki; 5 yaşlarında hayallerle çevrili, muzırlıklar peşinde, onca soruna rağmen musmutlu bir çocuk gibi. Onun gözlerinden gördüğünüz o dünyayı basit bulma eğiliminde de oluyorsunuz istemsiz. Okumaya devam edesiniz gelmiyor, yaşlı hisseden kalbiniz böbürleniyor: 'Bana ne katacak zaten ki?' diyorsunuz. Sonra nedense bırakamıyorsunuz, acaba yine ne yaptı diye çocuksu bir merakla elinize alıp duruyorsunuz kitabı. Sonra öğretiyor Zezé bize: Çocuk kalbini. Zezé; ailesinin yoksulluk ve sefalet içerisinde olduğunu her seferinde bizzat ailesinden görmesine, duymasına rağmen merakını yitirmeyen bir çocuktur. Ve çevresine de pek uyum sağlayamayışlarını annesinin ve babasının köklerinin farklı oluşuna bağlar. Kendisini "rengi bozuk" diye tasvir eder. Her Noel'de hediye alamadığı için önce Tanrı'ya sonra babasına kızgınlık hissedişine, ardından öyle hissettiği için kendine kızışına şahit oluruz. Etrafındaki kimse onu sevmiyor gibi hisseder, ve yalnızlığını hayallerindeki dünyasıyla giderir. Zehir gibi aklıyla gördüğü her şeyi kopyalar, aklında tartar.  Yaramazlıklarının karşılığını bazen övgüyle çoğu kez de haksız dayaklarla alır. Yine de neşesini yitirmez, keşfe hiç doymaz ve etrafında ne varsa onları zihninde canlandırır renklendirir. Her çocuk gibi... Bir gün aile ev masraflarını azaltmak maksadı ile taşınma kararı alır ve Zezé yeni evlerinin bahçesinde onunla konuşabilen bir fidanla tanışır. Ona Minguinho ismini verir. Yeni arkadaşı odur. Yeni evi yine aynı mahallede olsa dahi, büyüsü odur ya; yeni insanlara ve yeni dostluklara yine de kucak açacaktır. Ve ardından gelecek binbir acıya ve mutluluğa da.. Portuga'da onlardan biridir. Hayattaki belki de canlı kanlı ilk arkadaşıdır. Ve onu büyütecek o büyüyü yapacak insandır. Zezé mutluluğu kalbindeki güneşe benzetiyor. Yazarın devam eden kitaplarında o güneşi aradığını, beklediğini söylediğini de görüyoruz. Hepimizin geçtiği bir yol. Kaybediliyor nedense o güneş çocukken, binbir sebepten. Sonra bir daha hiç öyle parlak ve renkli olmuyor günlerimiz... Zaten yazarın bu serisini okuyup bitirenlere sorduğumda en güzelinin Şeker Portakalı olduğunu söylediler. Ve aralarından özellikle Delifişek'i çok sıkıcı bulmuşlar. Şaşılacak şey doğrusu. İnsanlara sorduğumuzda da en güzel yıllarının çocuklukta kaldığını söylerler çünkü... Büyümek acılı şey Zezé. En çok da senin gibi ağaçtan dostları olan çocuklar için. Senin gibi çocuklar dünyaya rengarenk gelirler ve biz onlara nasıl çuvallayacaklarını öğretiriz. Kırılmanın ne çok acılı yolu var, görevimiz gibi, ilk bunları gösteririz. Güzellikle görmeye devam edemeyeceklerini, görmeye kalkışırlarsa, cezalandırılacaklarını bildiririz. Sanki biz de zamanında çocuk değildik sizin gibi.. Velhasıl; Bu yüzden çocukları, çocukları anlatan kitapları seviyorum. Sevmeyenleri sevemiyorum. Kitap hakkında popülerliğine bakıp yargıda bulunmayın. Okuyun. Çünkü herkesin ara ara çocukça hissetmeye hakkı vardır. Çünkü bazen ne Minguinho'larımız ne de Portuga'larımız bizimle olmayabilir. Ne diyeyim, iyiki kitaplar var. İnsanın insanı anlama şansı yoktur, kitaplardan okumaktan başka. Çocuk kalın. Ara sıra da olsa... (Bu kitap, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı kitapları takip ederek bir seri oluşturuyor. Zezé'nin hayatına büyüdükçe değişen duygu durumlarına gerçekliğine tanık oluyorsunuz serilerde. - Roman, 2012 yılında Brezilyalı yönetmen Marcos Bernstein tarafından, aynı adıyla sinemaya uyarlanmıştır.)
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,2bin okunma
·
81 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.