Armağan, kitabın isimsiz kahramanının gazeteye verdiği bir ilanla başlıyor. Alışılmışın dışında olan bu ilanla kahramanımız tüm anılarını, okuduklarını, yazdıklarını, dinlediklerini ve yaşadıklarını ölümsüzleştirme ve böylece hayatını bir sanat eserine dönüştürme arzusunu gerçekleştirmeye doğru bir adım atıyor. Hayatının çoğunu iki yüz metrekarelik evinin altmış metrekarelik salonunda geçiren bu yaşlı adamın tek isteği; geçmişini, çocukluğunu, yaşadıklarını, okuduğu kitapları ve dinlediği müzikleri belleğinde tutabilmek. Bu yüzden bunları onun adına bir araya getirip düzenleyerek kitap hâline getirecek bir asistana ihtiyaç duyuyor.Beyefendi kızına ve torununa kıymetli bir armağan olarak sunduğu eseriyle unutmaktan delicesine korkan şahsına da hiçbir şeyi unutmamayı armağan ediyor. Yazarlar, eserler, ünlü filozoflar ve şarkılar… Hepsi belleğinde canlı ve hepsi elinde, somut bir miras olarak kayıt altında. Zaten Kınoğlu bir söyleşisinde “Bir düşkünlüğüm var hatırlamak meselesine,” diyor.