HUŞ AĞACININ GÖLGESİNDE | Mustafa Deniz
"Kitaplar sadece bireylere değil, bazen bir topluma, bazen bir millete, bazen de dünyaya seslenir. Bu açıdan kitapları bir ışık gibi kabul ederiz. Biz aydınlatan bilgiler içerdiklerinden önem arz etmekledirler. Bu sebeple her kitabın karanlık üzerinde bir izi vardır. Ve kitapların ışığı,var olan karanlık için bir kurtuluştur."
diyor yazarımız y:125231 kitabının önsözünde...
Üniversite yıllarında yolları kesişmiş ve birbirini çok sevmiş dostların hikâyesini bulacaksınız bu kitapta. Aynı coğrafyanın, aynı kültürün insanı olan bu dostların okul hayatları boyunca yaşadıkları haksızları öğreneceksiniz.
Mezun olurken, veda hediyesi olarak, içlerinde saklı duran "hikâyeler"i kağıda dökerek, edebiyata ve şiire gönül vermiş Mustafa'ya verirler. İşte Mustafa, bu hikâyeleri bizimle de paylaşacaktır.
Saklı hikâyeler denilen, herkesin içinde,derinlerde yer etmiş ama kimseye açamadıkları hayat öyküleridir aslında. Mustafa bu hikâyeleri çok hissederek okur, çok içselleştirir ve bunu da bizlere çok güzel yansıtır.
Okuduğum kitap Mardin'den tüm insanlığa açılan bir kitaptı. Çok güzel alt metinleri vardı, çok önemli noktalara dikkat çekilmiş ve yazar bunu açık yüreklilikle ortaya koymuş. Bu dürüstlük ve paylaşım açısından yazarı kutluyorum.
Teknik olarak bakarsak, evet, bazı teknik hatalar mevcut. Ancak bunlar kurguda değil anlatım düzeyinde. Meselâ yazarın bazı hikâyeleri yaşayanın gözünden anlatmaya başlayıp, kendi gözünden anlatmayı bitirmesi gibi bir kaç detay dikkatimi çekti ancak anlatılmak istenenler gerçekten çok kıymetli ve kitabın duygu yoğunluğu o kadar fazla ki, bu teknik detaylardan rahatsızlık duymadan olaylara odaklanıyorsunuz. Yazarımızın çok daha iyi eserlere karşımıza çıkacağına cânı gönülden inanıyorum çünkü duyguları çok güzel aktarıyor.
Benim en çok etkilendiğim hikâye ise güzel Berfin'in hikâyesi oldu. O sahneleri okurken gözyaşlarımı tutamadım.