Ali Çiğdem'in Dehşet Döngüsü kitabı, ilk sayfalardan itibaren insanı saran bir gerilimle başlıyor. Yazar, bir polisin bir dükkana girip bir tezgahtara suçlama yapmasıyla başlayan olayları o kadar etkili bir şekilde kurmuş ki, başlarken neyle karşılaşacağımı tam olarak kestiremedim. Kitap, Aydos Ormanı'ndaki cinayetlerin izlerini sürerken, beni bir gizem ve tedirginlik havasına soktu. Ah o cinayetler der! Susarım
Serhat, hayatının zorluklarıyla başa çıkmaya çalışan bir üniversite öğrencisi olarak çok gerçekçi ve içimizden biri. Yurttan atılması, kalacak yer sorunu gibi sıkıntılarla boğuşurken, kitaplara olan sevdası ona yeni işini getiriyor. Mesut Bey'in halı dükkanında verdiği iş ve kalacak yer sorununu çözmesi, ona bir kurtuluş gibi gözükse de, O HALI... O halı sanki onu geçmişin derinliklerine ve daha karanlık bir bilinmezliğe çekiyor. Her gece, salondaki halının karşısında bulduğu o korkutucu uykular... Bu durum insanın içini ürpertiyor. Ben olsam bir daha o evde uyumaya cesaret edemezdim.
İşlenen vahşi cinayetler, polisin elinin kolunun bağlı olması ve Serhat'ın hayatına melek gibi giren Mesut Bey'in gizemi insanın zihninde bir labirent gibi dolaşıyor. Kitabın konusuna, atmosferine bayılmamak elde değil. Hatta hiç beklemediğim bir şekilde elimden bırakamadım. Yine de türü korku olduğu için o konuda korku ögeleri benim için çok etkileyici olmadı. Yine de kitaba tedirginlik hakimdi. Ve anlatım da bazı noktalar gözüme çarpsa da ben yazarla tanıştığım ve kitabını okuduğum için mutluyum.