·617 syf.····Okunma: 27 Şubat 2025 23:25 Kitapla ilgili ön bilgilerim tembel bir adamın hikayesi olmasıydı ancak okudukça tembelliğin öyle durduk yerde oluşmadığı, arkasındaki perdeyi araladıkça bunun doğumdan ölüme kadar bir kaderi teşkil ettiğinin idrakine vardım.
Oblomov çok varlıklı bir ailenin çocuğu, üç yüz köylünün bulunduğu bir çiftliğin sahibi, bir beyzade. Doğduğundan beri dadısı, hizmetçileri, yardımcıları hiç eksik olmaz, hiçbir işini kendi yapmaz, hep yapanları etrafındadır. Ölene kadar çoraplarını dahi hizmetlisi Zahar giydirir. Aile çocuklarının yaşamını ablukaya almış fanusun içinde yetiştirmeye çalışmıştır. Ailenin kendi yapısı da hep böyledir. Değişime inanılmaz kapalı, ileriye dönük hiçbir hayali olmayan, aman ağzımızın tadı bozulmasın diye kendilerine gelen mektubu bile açmaktan korkan bir aile.
Oblomov ve ailesi için dünya cennetten bir köşe olacakken hayat neden böyle ilerlemez? Çünkü hayatın ele alınması gereken bir sorumluluğu vardır. Siz bu sorumluluğu alamaz ya da bu fırsatı vermezseniz, hep başkalarını kullanırsanız, işlemeyen bir uzvun ölmesi gibi hayat sizi yavaş yavaş öldürür.
Oblomov ailesinden kalan servete, varlığa, makam ve mevkiye rağmen sıkılır. Hayatının amacı yoktur çünkü . Ne için yaşadığının niye yaşadığının farkında değildir. Her gün mekanik bir şekilde işleyen makineden farksızdır. Önündeki sorunları çözmeye gücü yoktur, kımıldayamaz. Evine gelen her misafire sorunlarını anlatır, onların çözmesini ister. Sanki yaşadığı hayat ona ait değilmiş gibi davranır. Aylardan mayıs olmasına rağmen misafirlerine “ Soğuk getirdiniz, üşüdüm.” diyerek sarılamaz. Mis gibi bahar gününde Oblomov donmaktadır, bunu kimse anlayamaz. Arkadaşlarının dışarı çıkma tekliflerine havanın rutubetini bahane eder, kabul etmez. Çünkü annesi de onu havanın rutubetli olmasından dolayı dışarı çıkarmazdı. Ebeveynlerin çocuklarla konuşma şekli, davranışları çocukların iç sesi olur ve bütün hayatı etkileyen kaderin bir parçası haline gelir. Bu yönüyle çocuk yetiştirmekle ilgili çok güzel mesajları olan bir kitap kesinlikle.
Oblomov içindeki yaşama cevherinin öldüğünün, dışarıdaki hayatı seyretmekten sıkıldığının, bir şeyler yapıp bunu değiştirmek gerektiğinin farkındadır ancak bunu nasıl yapması gerektiğini bilememektedir çünkü bu konuda hiç deneyimi olmamıştır. O cevher öyle derinlere gömülmüştür ki üzerindeki çöpleri silkeleyecek gücü bulamaz.
Oblomov’u hayatın içinde öyle rüzgara kapılmış bir yaprak gibi düşünmeyelim. Hayat onun karşısına onu kendine getirmek için çok fırsat çıkarır. Bunlardan biri takdir edersiniz ki aşktır. Aşk insanı değiştirip dönüştüren büyük bir olgudur çünkü. Olga onun için bulunmaz bir fırsat olur ancak Olga, Oblomov’u harekete geçirmek için gerekli ateşi yaksa da etkisi kısa sürer. Çünkü insan seçtiği hayatı yaşamak için sorumluluklarını kendi eline almadıkça, kaderin ona biçtiği motifi fark edip kendi isteğiyle değiştirmedikçe dışarıdan hiçbir güç bir işe yaramaz. İnsanın kaderine örülmüş desenleri bulması hiçbirimiz için kolay değildir ama bunu bizden de başkası yapamaz. Bunu kabul etmeliyiz.
Oblomov’u her daim destekleyen hatta onu Olga ile tanıştıran, onu kendine getirmeye çalışan dostu Stolz da “Ya şimdi ya da hiçbir zaman.” diyerek harekete geçirmek için çok uğraşır ancak o da başarısız olur. Oblomov en sonunda gittikçe köreldiği, içine gömüldüğü, kaderin ona biçtiği o cendereden çıkamayan hayatın içinde ömrünü tüketir. Neden böyle oldu sorusuna ise tek cevap verir: Oblomovluk.
Evet, Oblomovluk bence kaderin bize biçtiği bu motifi fark etmek, bunu değiştirecek gücü bulamayıp, bağlandığımız zincirleri kıramamak ve bu hayatı bu kaderin içinde tüketmektir.
Hepimiz birer Oblomov’uz, belki bu tembellik değil başka bir özelliğimiz haline gelmiştir. Bunu da en iyi insanın içi bilir.
Sağlıcakla…