10/10
·325 syf.··
2025 5. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2025 20:10
Bu kitabı çok seviyorum. Bir insanın mücadelesini, o kadar mücadeleden sonra başladığı yere geri dönmesini, umutları, hisleri, çaresizliği, hislerin düşünmedeki yerini başarılı bir şekilde anlatıyor. -İPUCU İÇERİR- Konusu: Charlie, zihinsel engelli olarak dünyaya gelmiştir. Zeka seviyesini geliştirmek için bir deney geliştirilir. Bu deney ilk önce fare Algernon'a ulaşmış ve başarıya ulaşmıştır. Ama daha öne bir insan üzerinde yapılmamıştır. Bu deneyin ilk kişisi de Charlie olacaktır. Charlie Algernon ile kıyaslandığında ondan bile daha geri seviyededir. İkisine de yemeğe ulaşan bir labirent verilir. Algernon bunu başarırken Charlie başarısız olur. Ameliyat sonrası ondan her gün durumunu raporlaması istenir. Önce bozuk Türkçeyle yaşadıklarını anlatan Charlie, zaman geçtikçe düzgün bir Türkçeyle yazmaya başlar. Eski anılarını da yazar. Beni en çok da bu kısım üzmüştür. Yazarken insanların ona nasıl davrandığını hatırlar. Ona çoğu zaman kötü davranmışlardır. O zamanlar neler yaşadığıyla ilgili hisleri yoktur. Ama şimdi hatırlayınca hisleri de oluşur. Bunun sebebi ise düşünmeye başlamasıdır. O zaman düşünmediği için hissedemiyordu da. Şimdi düşünmek ona hissetmenin de yolunu açmıştı. Hissetmenin ilk yolu, düşünmekti belki de. Önce akılda başlıyor, akıl da neleri hissedeceğimizi bize iletiyordu. İnsanlar onu ameliyattan önce ciddiye almıyordu. O buna da çok üzülüyordu. "Ben ameliyattan önce de bir insandım. Unutmuş olabilirsiniz belki ama." O zamanlar insanlar ne ona ne hissettiklerine önem veriyordu. Sanki ameliyattan sonra yaratılmıştı. Ama öyle değildi. Anlamıyordu, hissedemiyordu belki ama o da bir insandı. İnsanların ona davranışları da değişmişti. Çünkü onu hor göremiyorlardı artık. Ondan uzaklaşmışlardı çünkü insanlar yanlarında onlardan daha akıllı birinin olmasını istemezdi. "Önceleri bana gülüyorlar, cehaletimden ve yavanlığımdan dolayı beni küçük görüyorlardı şimdi de bilgimden ve kavrama yeteneğimden ötürü benden nefret ediyorlardı. Algernon'u diğer farelerden bazılarıyla yeniden o büyük kafese koyalardı acaba neler olurdu diye düşünmeye başladım. Onlar da Algernon'a sırtlarını çevirirler miydi?" Eskiden insanlar onun yanında oluyorlardı. Çünkü ondan zeki olmaları, onu itip kakmaları işlerine geliyordu. "En iyileri bile kendini beğenmiş ve dayatmacıydı. Beni kendilerini daha üstün hissetmek ve kendi yetersizlikleri içinde güvende kalabilmek için kullandılar. Bir moronun yanında herkes kendisini zeki hissedebilir." Kendimizden aşağıda gördüğümüz insanlarla arkadaşlık etmek kolaydı, peki ya bizden daha iyi olduğunu bildiğimiz insanlarla? En üzücü tavrı ise ailesi sergilemişti. Özellikle annesi onun hep normal bir çocuk olmasını istemiş, diğerlerinden geri olduğunu kabul etmemişti. Ailesine kendini kabul ettirmeyi başarmamış, şimdi zeka seviyesi çoğu insandan daha ileride olmasına rağmen ona yeterli gelmiyordu. Çünkü annesine yetip yetmediğini hâlâ bilmiyordu. "Ama sanırım ben, beni sevmesi için onun istediği gibi akıllı bir çocuk olmayı istemekten hiçbir zaman vazgeçmemişim." Sevme konusunda da başarısızlıklar yaşıyordu. Daha önce düşünmediği için sevme şansı da olmamıştı. Bu nedenle bocalıyordu. Alice ile ilişki kurmakta zorlanıyordu. Fay ile ilişki kurması ise daha kolay olmuştu. Çünkü ona hissettiği sevgi değildi biliyordu. Düşünmekle birlikte duygularla tanışan biriydi o. İnsanlar onu bir deney mucidi olarak görmeye devam ediyordu. Kimse onu insan olarak görmüyordu. Doğa hatası biri düzeltilmişti ona göre. O da zaten eski Charlie'den kurtulamıyordu. Ameliyattan önceki Charlie sanki onunla birlikte yaşıyordu. Ne yaparsa yapsın geçmişten kurtulamıyordu. "Zihnimizdeki hiçbir şey tamamen yok olmuyordu. Geçirdiğim ameliyat onun üstünü bir eğitim ve kültür tabakasıyla örmüştü ama duygusal olarak o hâlâ oradaydı." Bana göre geçmişteki olayları anlatırken kendi yaşamış gibi değil de Charlie şeklinde anlatması onun o hayatın bir parçası olmak istemediğinin göstergesiydi. Kendimizden kurtulmak istediğimiz zamanlarda olayları anlatırken 'ben' diye değil de 'o' diye bahsetmek iyi oluyordu belki de. Kendi de bir gün bir yerde yemek yerken zihinsel engelli birinin hata yaptığını, insanların da ona güldüğünü görür. Kendi de gülmeye başlar. En çok eleştirdiği ve karşı çıktığı şeyi yaparken bulur kendini. "Ben insanların bana güldüklerini kısa bir süre önce öğrenmiştim. Şimdi şunu fark ediyorum ki ben de bilmeden bana gülerlerken onlara katılmışım. İşte, beni en çok üzen de bu." Zaman geçtikçe Algernon'un hareketlerinde bazı değişiklikler yaşanmaya başladı. Algernon bir fare olarak ulaşabileceği en yüksek zeka seviyesine erişmişti. Ama hareketlerinde çelişkiler yaşanmaya başlamıştı. Aç olmasına rağmen yemek ödülünü almak yerine kafesin duvarlarına kafasını vuruyordu. Bu da şu anlama geliyordu. Algernon başladığı zeka seviyesine geri dönecekti. Ve bu durum Charlie'nin de başına gelecekti. Bunlar yaşanacaksa bile yaşanmadan önce ailesinin karşısına çıkmak istiyordu. Özellikle de annesinin. Babası ve annesi ayrılmıştı. Kardeşi de annesiyle kalıyordu. Eskiden en büyük destekçisi babasıydı. Çünkü onun normal olmadığını kabul eden bir tek oydu. Kardeşi onu sevmiyordu. Durumunu anlamıyordu. Babasına traş olmaya gitti, babası onu tanımadı. O da kendini hatırlatmak istemedi. Annesinin yanına gittiğindeyse annesinin bunadığını görmüştü. Annesini gördüğü an üzücüydü. "Öğrendiğim onca şeye, ustalaştığım onca lisana rağmen veranda da durmuş bana bakan bu kadına söyleyebileceğim tek sözcük 'Anne' olmuştu. Ne kadar kendimi geliştirirsek geliştirelim, her zaman sevgiye muhtacız. Hele de anne sevgisine... Annesi doğru düzgün hiçbir şey hatırlamıyor, hatırladıkları da birbirine karışıyordu. Ama zeki bir oğlu olduğunu biliyordu. Kardeşi geldiğindeyse ona zamanında haksızlık ettiğini söylemişti. Ne kadar zeki olsa da hisleri körelmişti. Çünkü her şeyin farkına varmıştı. Her şeyin farkında olan insan ise yüksek hislerde bulunamazdı. Algernon öldü. Charlie onu bahçeye gömdü ve başına da bir çiçek koydu. Algernon'u hatırlıyordu. Onunla yarıştığı zamanları, başta kaybetmelerini her şeyi hatırlıyordu. Zekası gerilemeye başlamıştı. Başladığı yere geri dönecekti. Geriye dönmek mecburi olunca ilerlemenin de anlamı olmuyordu. Hatırlamak için her şeyi yaptı ama olmadı. Raporlardaki yazısı bozulmaya başladı. Tekrar sadece okuma yazma bildiği hâline döndü. Bu zamanlarında bile çabalarsa tekrar zeki olacağına inanıyordu. Çabalayınca her şeyin düzeleceğine inanma yanılgısı... Hayatta her zaman olması gereken oluyordu. Zihinsel engellilerin yaşadığı Warren'daki yerde tamamlayacaktı artık yaşamını. Son satırda şunlardı: "Lütfen eğer vaktiniz olursa Algernon'un arka bahçedeki mezarına birkaç çiçek koyun olurmu." Bu kitabı seviyorum. Başladığı yere döndüğündeki anlattığı hisleri seviyorum. Ne kadar bilge olursan ol, hissiz bir insanın kendine yetemeyeceğini, insanın insan yapanın kabul görmek olduğunu anlatmasını seviyorum. Bu kabulden bahsettiğim çevremizdeki insanların kabulü değil, kişinin kendini kabul etmesidir. Pek çok şeye sahip olsa bile kendini kabul etmeyen, kendine yetmeyen insan mutlu olamaz. Ama çok az şeyi varken bile kendinde bunları seven insan ise mutlu bir hayat yaşar. Algernon'u seviyorum, o küçük fareyi sanki ben de mezara koymuşum. Belki de karakterle bile çok fazla bağ kuruyorum. Ama o küçük fare öldüğünde ben de mezarına bir çiçek koymak istedim. Çaba çaba çaba.... Neye yarar? İnsan kendine yetemedikten sonra?
Edebiyat & Roman
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
·
188 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.