900 sayfalık bir başyapıt. Çok derin ve birden fazla katmanı olan bir eser. Varoluşçuluk felsefesinin lideri j.p.sartre’nin hayat arkadaşı olan yazar simone de beauvoir, aslında kendi otobiyografisini yazmış diyebiliriz. Üç ana karakter; yazarın kendisi, sartre ve albert camus olarak düşünülmüş. İkinci dünya savaşının bittiği yılın paris’inde sol entelijansiyasının en önemli yazar, düşünür, siyasetçileri ve onların eşlerinin hayatı merkezde yer alıyor. Dünyanın abd ve sscb olarak iki kutba ayrılmaya başladığı bu dönemde, stalin rusyası’nı destekleyen fransız komünistleri ile fransız solunun çatışmasından yine amerika’nın kazançlı çıktığına şahit oluyorsunuz.. bu dönemin dünya siyasetine doyuyorsunuz. Dikkat çekici bir diğer konu ise aynı anda hem feminist hemde egzistansiyalist olan yazarımızın başkahramanının (yani bizzat simone de beauvoir’in kendisi) insanı hayrete düşüren özgürlükçü anlayışı ve hayatı olmuş. Velhasıl hem bir dönem hem bir siyaset hem de ciddi bir felsefe kitabı okuduğunuzu hissediyorsunuz! Şiddetle tavsiye ediyorum.