Puan vermedi·238 syf.··
2025 1. kitabı
"Puslu Kıtalar Atlası," uzun zamandır beni en çok etkileyen romanlardan biri oldu. Kitabı okumadan önce radyo tiyatrosunu dinlemiş olmam, onu keşfetmemde önemli bir rol oynadı.Sizlere de kesinlikle dinlemenizi önerim.("Trt Dinle"kanalı üzerinden erişebilirsiniz) Kitaptan ve karakterlerden kısaca bahsetmem gerekirse: Kitap boyunca karakterler, kendi hayatlarını kendilerinin şekillendirdiğini sansalar da aslında çok daha büyük bir düzenin içinde, önceden belirlenmiş bir akışa kapılmış gibiler. Uzun İhsan Efendi, dünyayı bir harita üzerinden kurgulayan, bilgiyi her şeyin önüne koyan biri. Ama ironik bir şekilde, kendi yarattığı düşüncelerin içinde sıkışıp kalıyor. Her şeyi bilen, her şeyi yazan kişi gibi görünse de aslında kendisi bile hikâyenin dışına çıkamıyor.Oğlunun hikâyesini de yazdığı halde, onu kendi kaderine bırakıyormuş gibi yapması, aslında kontrolü elden bırakmak istemeyen ama vebali bölüşmek isteyen bir zihniyetin göstergesi. Bu durum, "özgür irade" ve "kader" çatışmasını derinleştiriyor ve bize şu soruyu düşündürtüyor: Kendi çemberinin dışına çıkamayan bir zihin, gerçekten özgür olabilir mi? Bünyamin ise, sürekli bir arayış içinde. Kim olduğunu, gerçekliğin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Ama bu yolda ilerlerken aslında başkasının yazdığı bir hikâyenin içinde kaybolduğunu fark etmiyor ve kendi kaderini çizdiğini sanıyor. Hepimiz zaman zaman buna benzer bir şey yaşamıyor muyuz? Bize ait olduğunu düşündüğümüz seçimler, gerçekten bizim mi, yoksa çok önceden çizilmiş bir yolun adımlarını mı takip ediyoruz? Ebrehe karakteri ise bambaşka bir hikâye. Gücü ve kontrolü her şeyden üstün gören, en ufak bir belirsizliğe bile tahammülü olmayan biri. Ama işin en ironik yanı, gücüne en çok güvendiği noktada en büyük hatasını yapıyor. Çünkü kontrol saplantısı, insanı eninde sonunda gerçeğin dışına sürükler. Karakter,güçlü olduğunu sanırken, aslında en büyük kırılganlığı kendi elleriyle yaratıyor. Kitap boyunca rüya ve gerçek arasındaki sınır o kadar bulanıklaşıyor ki bir noktadan sonra, biz bile okurken olayların gerçekten yaşanıp yaşanmadığından emin olamıyoruz. Uzun İhsan Efendi bir karakter mi, bir yazar mı, yoksa sadece bir rüyanın içinde mi?Karakterler mi yoksa biz mi bir rüyanın içindeyiz, belli değil. Yazar burada çok ustaca bir şey yapıyor: Okuyucuyu da bu oyunun bir parçası haline getiriyor. Ve işin en can alıcı noktası şu:Gerçekten kendi hayatımızın mimarı mıyız, yoksa bizden önce yazılmış bir hikâyeyi mi yaşıyoruz? Seçimlerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa doğduğumuz, büyüdüğümüz çevrenin, ailemizin, geçmişimizin etkisiyle zaten çoktan şekillenmiş mi? Kitap bunları doğrudan cevaplamıyor ama okuyan herkese kendi gerçekliğini sorgulatıyor. Gerçekten kendi yolumuzu mu çiziyoruz, yoksa bir rüyanın içinde miyiz? Kitabı bitirdiğimizde bile bu sorunun kesin bir cevabını bulamıyoruz. Ama belki de önemli olan, cevabı değil, soruyu sormaya devam etmek.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
·
153 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.