·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Ocak 2025 00:00 Üçlemenin ilk kitabı olan The Hundred Thousand Kingdoms, bugünlerde bir çok fantazi kitabının başladığı gibi başlıyor: Yeine kraliyet şehri Gök’te Yüz Bin Krallık’ı yönetmekte olan Arameri klanının kralının torunudur. Arameri tahtının varisi olan annesi veliahtlık hakkını bırakıp sevdiği adamla evlenmek üzere gittikten sonra doğduğu Darre krallığında yaşamaktadır. Annesi öldükten sonra büyükbabası Yeine’yi Gök şehrine davet eder. Yine ne bekleyeceğini bilmemektedir ama kendi ülkesi onu başkentte Darre’nin profilini yükseltmesi için cesaretlendirir.
İlk kitapta biraz yavaş da olsa ortaya çıkan arka plandan biraz bahsetmeliyim. Arameri Yüz Bin Krallık’ta bir çok ailenin ve fraksiyonun arasında hassas bir dengeyi tutturan yöneticiler olarak rol alırlar ama daha da önemlisi, geride kalan tek tanrı olan Parlak İtempas’ın favorisi olan ailedir. Geride kalan diyorum, çünkü burası da biraz karışık ve ilk kitap ilerledikçe bu evrenin geçmişi yavaş yavaş ortaya çıkıyor: İtempas, bilinen evreni yaratan üç tanrıdan geride kalan tek tanrıdır. Tanrılardan biri öldürülmüştür, diğeriyse ölümlülüğe mahkum edilmiştir, bütün bunlar üç tanrının arasında süren bir savaşın sonucudur. Bu fantazi dünyasında tanrılar, onların çocukları, tanrılarla insanlar arasında oluşan melezler (şeytanlar) hep birlikte yaşar ve etkileşirler. Böylece bu evren eski Yunan ya da Roma Mitolojisi kadar ilgi çekici bir arka hikayeye sahip olmuş olur.
Kitap Yeine’in başkente çağrılma nedenini öğrenmesiyle devam ediyor: Veliahtlardan biri olarak ilan edilecektir, diğer iki veliaht uzaktan iki kuzenidir. Bu süreç birinin diğer iki veliahtı öldürmesi ve tek veliaht olmasıyla sonuçlanacaktır. Yeine saray entrikalarında ve veliaht adaylarının başvurabileceği tekniklerde tecrübeli değildir, o yüzden durumu umutsuz görünmektedir.
Kitabın anlatımını diğer epik fantazi ürünlerine kıyasla farklı buldum, çünkü tanrılarla ölümlüleri birlikte kullanıyor. Bazı tanrılar hâlâ tanrısal özellikleri taşıyor (İtempas) bazıları ölmüş (Enefa) ve bazıları da kısmen ölümlü olup insanların komutlarına uymak zorunda bırakılmış (Nahadoth). Tanrıcıklar (tanrıların çocukları) başka tanrılarla, tanrıcıklarla ya da insanlarla takılabiliyor (ancak bu sonuncusu pek de tercih edilmeyen sonuçlara yol açabiliyor). İlk üç tanrı tüm varlığı sona erdirme yeteneğine sahip ama genelde insan normlarını takip ediyorlar ve entrikalar her cins varlığın katılımıyla son derece karmaşık olabiliyor. Hikaye bir çok kez yön değiştiriyor ve dikkatli bir okuma gerektiriyor.