Onda bunda şundadır
5/10
·508 syf.··
2025 24. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mart 2025 20:08
Öncelikle kısa bir uyarı geçeyim. Bu kitap bildiğimiz dark romance kitapları gibi değil içinde reverse harem (ters harem) mevcut. Eğer reverse harem okuru değilseniz bu kitaba göz ucuyla bile bakmayın. Çünkü reverse harem kurgularını okumak için doğru okuyucu olmanız gerekir aksi takdirde kitaptan zevk alamazsınız. Tekrar söylüyorum reverse harem okuyucusu değilseniz lütfen okumayın ve zamanınızı heba etmeyin. Teşekkürler. Aslında bu kitaba öfkeliyim. Erkek karakterlerden birine karşı içimde ilkel bir nefret besleyip bitirmiş olduğum için olabilir. Çünkü uzun zamandır bir karaktere bu kadar ifrit olmamıştım. Aslında bana bir bakıma Micheal Christ’i hatırlattı. Ben normalde reverse harem kurgularında bütün erkeklerin eşit olmasını seviyorum ancak kitapta bu durum yoktu. Kai’ın Lana’yı amansız bir şekilde sahiplenip ‘o sadece benim” gibi birbirini tekrar eden cümleler kurarak aynı zamanda arkadaşlarıyla paylaşması inanılmaz saçma geldi. Saçmalık derecesindeki boş kıskançlık krizlerine değinmiyorum bile. Ama en çok ifrit olduğum cümlesi ‘herkes yerini bildiği sürece paylaşmaktan çekinmem’ oldu. Yani dostum cidden mi? Kasıntı, özgüvensiz, bomboş yani figüran olsa zor katlanır cinsten sinir bozucu biriydi. Hani kurgusal birine karşı bu kadar nefret duymamalıyım diye düşünüyorum ama andaval erkek karakterlere katlanamıyorum. Bir diğer sinir olduğum nokta, Nathan ve Milo çok geri planda kalmış ve kurguya yüzeysel işlenmiş. Ben Losers - Part I ve Den of Vipers okudum, onlardan böyle görmedim. Haliyle kitabı okurken sinir olmuş olabilirim çünkü reverse harem tadı vermedi. Evet Lana’ın hepsiyle cinsel ilişkisi oluyor ama yazarın Kai’ı bu hikayede beyaz atlı prens yapmasına anlam veremedim. Onun özelliği neydi pardon? Üzgünüm, gerçekten, Lana ve Kai’ın en ufak etkileşimleri bile gözlerimi kaynattığı için bu sinirim. Lana ve Kai ikilisine çok fazla odaklıydı. Lana’nın Kai dışında Milo ve Nathan’la özel bir bağı ya da aşkı olmadı. Kai ve Lana’ın aşkı vardı sadece ve garibim Nathan ve Milo’da fakire sadaka verilir gibi ilişkilerinde çerez görevi gördüler. Özellikle Nathan’ı daha çok okumak isterdim. Kendisini gerçekten sevmiştim. Milo ise çılgın biriydi ayrı bir hava, renk katıyordu ancak Kai yazarların karşımıza çıkardığı basmakalıp her dark romance kurgusunda görebileceğimiz sıradan bir tipti merak uyandırmıyordu ayrıca yüzündeki yara fazlasıyla Zade Meadows’un yarasına benziyordu. Yazar bunu bilerek mi yaptı yoksa masum bir tesadüf mü emin değilim:) Lana ise Harley Quinn’in esmer versiyonu gibiydi. Üç korktucu oğlanla baş edebilecek kapasitedeydi. Hemen pes etmeyip dik durması hoştu ama hareketleri bana inanılmaz cringe geldi. Yani zengin ailenin kızı temiz olmalı ve aile şirketinde yer edinmeli ama tabii ki üniversitede okuyup, gizlice geceleri kedi maskesi takıp, motor kunlanmalı, insanları öldürmeli, sebebi ise biraz heyecan ama aynı zamanda altın çocuk imajı için her şeyi yapar. Püf.. bana göre öldürdüğü insanlar bunu hakediyor çünkü hepsi iğrenç insanlar,,genç kız tecavüzcüsü gibi ne ararsan var ve evet, Lana’ın neden öldürmeye meyilli olduğunuda bir noktada anlayabiliyorum sonuçta şurda dark romance okuyoruz ama yine de yazar keşke bu durumu daha elde tutulur bir sebebe dayayarak kitaba geçirseymiş. Testere serisindeki John Kramer gibi. Kısaca konuya geçersem Hayalet Topluluğu diye bir örgüt ya da tarikat gibi bir kardeşlik grubu şeyi var. Bir grup belalı tipli gençlerin kendine verdiği isim işte. Aynı zamanda bunların düşmanı var onlarda aynı bunlar gibi belalı tip zamanında birbirlerine bok atmaları sonucu ortada bir intikam mevsuzu dönüyor. Bu konu birinci kitapta geçiyor ama ben ikinci kitabını okuduğum için yüzeysel anladım. Bizim Lana’da yanlış zamanda yanlış yerde olması sonucu, Nathan, Milo ve Kai’ın öldürmesi gereken adamı onlardan önce öldürüyor ve onlara yakalanıyor. Hayalet Topluluğunun düşmanı ise Lana’ın abisi bir nevi, o yüzden bizim oğlanların eline altın bir fırsat geçiyor ve Lana, yaptıkları yüzünden ifşa olmasın diye Kai, Nathan ve Milo’nun yeni oyuncağı oluyor. Kitabı gereksiz uzun buldum böyle bir kurgu için yazar ne kadar gereksiz uzatabilirse o kadar uzatmış okurken yer yer sıkıldım zaten aynı olaylar dönüp durdu. 500 küsürlük kitapta neden bu kadar çok bıçak sahnesi var? Ciddiyim, karakterler birbirlerine bıçak çekmeden 10 sayfa dayanamıyorlardı. Dark romance olduğu biliyorum ama bu sırf bir şeyler yazılsın diyerekten derinliği olmayan bir kurguya sürekli aynı sahnelerin yazılacağı anlamına gelmez. Milo’yu çok sevdim. Komikliği olsun, kişiliği olsun, rengarenk eğlenceli karakterlere bayılırım. Nathan biraz yorucu bir tipti ama yaşadığı şeyler ele alınınca normal buldum. Kai’a gelince… sevmedim. O herife hiçbir zaman ısınamayacağım, ben galiba Kai’ları sevemiyorum. Lana bana göre şımarıklığı son evrede yaşayan bir kızdı. Ayrıca neden her karakterin tabanca taşıdığını anlamadım. Normalde yazar Nathan ve Milo’yu harcamış olmasaydı ve kurgu potansiyel olarak daha iyi işlenseydi 5 buçuktan 6 verirdim. Kai’a olan sinirim yüzünden en fazla 5 makul görebiliyorum. Aynı zamanda bu kadar düşük vermemin sebebi kitabın beni tatmin etmemesi. Bu dört kitaplık bir seriymiş buraya sadece ikisi eklenmiş belki diğerlerini okurum bilemiyorum. Xoxo
Evil BoysClarissa Wild · ‎Independently Published · 20232 okunma
·
222 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.