Canım serimi inceleme zamanı!
Puan vermedi·536 syf.··
2025 2. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2025 00:00
Gölge Avcıları dünyasının giriş kitabı, Kemikler Şehri. Ölümcül Oyuncaklar serisinin ilk kitabı. Bu kitapta, ana karakterlerimizle tanışıyoruz. Kitapta adı geçen ilk karakterler elbette Clary ve Simon. İlk bölümün adı Pandemonium ve bu ileride Cehennem Makineleri serisinde de karşımıza çıkacak bir kulübün adı. Simon ve Clary, Pandemonium adlı gece kulübüne giderler. Clary bu kulüpte Jace, Alec ve Isabelle’i bir iblisi katlederken görür ve bu şekilde Gölge Avcıları ile tanışmış olur. Clary için bu tanışma aslında hayatını tamamen değiştirecektir. Buradan sonrası spoiler içermektedir! Bu kitaptaki Clary’i pek fazla sevmiyorum çünkü gerçekten pek sevilesi bir genç kız sayılmaz, ergenliğine yaraşır biçimde davranıyor. Olur olmadık yerlerde Jace’in ne kadar yakışıklı olduğu hakkında düşünmesi, kendi hayatına fazla odaklanarak ayrıntıları kaçırması, düşünmeden harekete geçmesi pek sevdiğim özellikleri değil. Yine de, 16 yaşında hayatının “gerçek” hayatı olmadığını öğrenen ergen bir kızdan daha fazlasını bekliyor muydum? Elbette hayır. Kendisini merkezde görmesi de oldukça normal ki olayların hakikaten de merkezdinde. Tabii tüm bunlar onu sevilesi biri yapmıyor. Simon da, Clary’e olan duygularının kendisini fazlasıyla ele geçirmesine izin veriyor ve Clary hayatının en zor zamanlarını yaşarken açıkçası onun işini epey zorlaştırıyor. Jace’e sinir olduğum o kadar çok nokta var ki! Bu kitapta beni deli ediyor. Bir parabatai olarak yeterince başarılı olduğunu ve bu işi ciddiye aldığını düşünmüyorum. İlk defa aşkı tatması, Clary’e olan düşkünlüğünü oldukça anlayabiliyorum fakat Alec’in duygularını ve ne durumda olduğunu daha fazla önemsemeliydi. Sayfa 406’da Clary’e kurduğu cümle: “Alec’in her zamanki gibi davranmadığını biliyorum, biliyordum. Bir terslik olduğunu biliyordum. Ama düşünebildiğim tek şey, sendin.” Bu cümle beni O KADAR sinirlendiriyor ki! Will&Jem ikilisinin parabatai ilişkisinin her zaman daha dokunaklı ve bağlı gözükmesi tamamiyle Jace’in bu gibi cümlelerinden kaynaklanıyor. Jace’i ilk üç kitapta maalesef pek sevmiyorum. Alec’in Clary’e olan davranışları oldukça kötü fakat onu suçlamıyorum. Jace’e aşık olduğunu düşünüyor, onun Clary’e aşık olduğunu fark ediyor ve Jace’in ilgisinin kendi üzerinden gidişi onu rahatsız ediyor. Ayrıca Alec, Lightwood ailesinin klasik bir davranış biçimi olarak oldukça katı kurallara sahip, Yasa’ya fazla bağlılık gösteriyor. “Yasa serttir ama yine de yasadır.” İkisinin ilişki dinamiğinin gelişme şeklini oldukça seviyorum. Bu kitapta “ana kötü”müz Valentine Morgenstern, Ölümcül Kupa’yı elde ediyor ve Clary ile Jace’i kardeş olduklarına ikna ediyor. Kitap genel olarak oldukça sürükleyici ve tüketmesi kolay. Ve o kişi… MAGNUS BANE. Sonsuza dek favori edebî karakterim. Bu kitapta adını oldukça erken (syf 40) duyuyor olsak da onunla asıl tanışmamız direkt bir bölüme adını verdiginde oluyor. (Bölüm 11: Magnus Bane) Bu noktadan sonra ise yalnızca ondan bahsedeceğim! Bu dünyaya aşık olma sebebim, Cassie’nin her kitabını okuyor olma sebebim başlı başına bu varlık! Magnus, Clary’nin annesi Jocelyn Fairchild’in; Clary’nin Gölge Avcısı olduğuna dair her şeyi ona unutturması için 2 yılda bir uğradığı iblis efendisi. Brooklyn’in Baş İblis Efendisi, Muhteşem Magnus Bane! İblis Efendisi işareti olan, kedi gözleri var. Mekanik serisinde sarı- yeşil olarak tasvir edilse de burada “altın- yeşil” olarak tasvir ediliyor ve bunu seviyorum. Bir diğer iblis işareti ise göbek deliğinin olmayışı ve buna da burada değiniliyor. Dış görünüşüne dair oldukça bilgi ediniyoruz. İnce, uzun boylu, saçları simsiyah ve “dikenli”, teni isfanden şurubu renginde, şahinimsi bir yan profili var ve moda ikonu. :)) Bu noktada, inceleme gibi bir derdim yok. Yalnızca Magnus Bane’e fangirllük yapıyorum. Alec’in ondan ilk görüşte etkilendiğini düşünüyorum ki bunu düşünmekte gayet haklıyım çünkü kendisi de bunu ileride itiraf ediyor. Bu açıdan, Alec’le epey benziyoruz :). (Sayfa 226’da Alec’in “Brooklyn’den nefret ederim.” demesini seviyorum. Bu hayatta büyük konuşmayacaksın.) Magnus’un kendi geçmişinden bahsettiği sahne beni oldukça üzüyor. Asırlardır yaşıyor olmasına rağmen, 10 yaşından kalan bu travmasını asla unutmuyor oluşu kalbimi kırıyor. Jace dışındaki herkese karşı “köpek çeken” Alec bu noktada Magnus’a destek vermeye çalışıyor ve bu ayrıntı da çok hoşuma gidiyor. SAYFA 276’DAKİ her şeyi çok seviyorum! Magnus ve Alec’in “flörtsel” ilk etkileşimi burada oluyor. Magnus, açıkça flört ediyor. Alec’in her bakımdan (mavi gözler, beyaz ten, siyah saçlar) tam olarak Magnus’un tipi olduğunu biz elbette ileride öğreniyoruz. Ondan ilk görüşte etkilenmesi şaşırtıcı değil. Ayrıca Magnus, Alec’in ondan hoşlandığını açıkça anlıyor. Bu hiçbir zaman belirtilmese de, duyguları okumakta bu kadar başarılı olan Magnus’un bunu anlayarak flört ettigi apaçık. Bu noktadan sonra Magnus’u yalnızca Hodge’un gönderdiği mesaj ile Alec’i iyileştirmek için Enstitü’ye geldiğinde görebiliyoruz (ki burada bir diyalog vesaire yok. Fakat Isabelle bize bunu söylüyor. Alec’in daha sonra Magnus’a “teşekkür etmek” için dairesine gittiğini de biz yine sonra öğreniyor olacağız.) Magnus Bane hakkındaki her cümle hakkında sonsuza kadar yazabileceğimi hissediyorum bu sebeple burada kesip, diğer kitaplardaki incelemelerimde onun hakkında konuşmaya devam edeceğim. Ufakça, Cassie hakkında: Kitabın epey amatörce yazıldığını ve yazıldığı tarihe bakıldığında, bu dönemin fantastik diliyle epey benzeştiğini görebiliyoruz. Yazarın dili, ilk üç kitabından sonra çok daha başarılı. Burada Clace çifti üzerinden yaptığı kurgu senelerce onun ens/est sevdalısı olarak etiketlenmesine ve kitaplarına ön yargı ile yaklaşılmasına sebep olmuş olsa da ben kitapta en/sest ilişkinin güzellendiğini hiçbir zaman düşünmedim. Tabii yazarın başka olayları da var, bu konuda pek masum biri diyemeyiz kendisine.
Edebiyat
Kemikler ŞehriCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20243,567 okunma
·
94 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.