Daha öncesinde 'Kürk Mantolu Madonna', 'Kuyucaklı Yusuf', 'İçimizdeki Şeytan' gibi eserlerini okuduğum Sabahattin Ali, 'Değirmen' ile beraber yazarın kaleminden okuduğum dördüncü yapıtı oldu. Diğer eserlerine nazaran 'Değirmen' içerisinde bir çok farklı öyküyü barındırıyor. Her birinin beraberinde acıyı getiren olaylarıyla dolu olan bu hikâyeler, okuyucuyu farklı duygular hissetmekten alıkoyamıyor. Dönemin sorunlarına sıklıkla dem vuran Sabahattin Ali, insanoğlunun acınası özelliklerinin kendisine kattığı gözlemlerini betimleyici anlatımı ile birleştirmiştir. Kısa ama mutsuz sonlu biteceğine emin olduğumuz her hikayesinde tecrübesini, içsel çatışmasını, insanlığa dair yargılarını bize özellikle yansıttığını okuma sürecinde kendinizi sorgularken fark edebiliyorsunuz. Yazar sıklıkla bir şeyleri fark etmenizi ve sizin anlamanızı ister şekilde sonunu, özellikle ölümleri ve geride kalanları kalemine geçirmiyor. Sabahattin Ali böyledir; düşünün, bulun, tekrar kaybolun ister. Bizlere de isteğini yerine getirmek düşer. Kalemi sizi bambaşka kayboluşlara sürüklerken, kendinizi aradığınızı sandığınız eserlerin yazarı Sabahattin Ali bulmanızda yardımcı olmaktan kaçınır, yegâne fikrim belki içsel kaosuna eşlik etmemizi istediği içindir bu açık uçlu sonlar, bu sizlere kalmış...
Sabahattin Ali; aşkın kutsallığına da, çaresizliğin umutsuzluğuna da, adalet arayanların adaletsizliğine de, kontrolsüz duyguların ne kadar aklıbaşında delirtebileceğine de, insanoğlunun acınacak iğrençliğine de yer verdi bu kısa öykülerle dolu kitabında. Yine çokça ders vermiştir vermesine fakat anladığımızı sanarız, kulağımıza tecrübeleri ile yoğurduğu öğütleri küpe yaparız, lakin hâlâ aynıyız...