·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Mart 2025 15:25 "Ben iyi bir okurdum, dünyanın sürekli değiştiğini ve insanlığın evrim geçirdiğini kitaplardan öğrenmiştim, ama değişiklik tek başına oluşmuyordu, çok büyük savaşlarla elde ediliyordu."
1942'de doğan Şili asıllı yazar Isabel Allende'nin kalbinden kalemine akan eseri: Ruhumun Kadınları.
Sahip olduğu eşsiz gözlem gücü, içinde bulunduğu dünyanın kadınlar için adil olmadığını küçük yaşlarda göstermiş ona. İsyanı ta o günlere dayanırmış. Düşüncelerinin tohumlarını attığı asi ruhunu, davranışları taçlandırmış ilerleyen yıllarda. Bu uslanmaz ruhu beslemiş, her biri birbirinden eşsiz diğer pek çok ruhla.
Öğretmiş ona ruhunun kadınları,
Nasıl biri olmak istediğini
ve
Nasıl biri olmak istemediğini…
Güçlü olmayı da kırılganlığını kucaklamayı da bu kadınlar fısıldamış kulağına. Ders verircesine değil, her biri kendi hayat hikayesiyle gözler önüne sermiş yapılması gerekeni. Adeta kitap gibi okumuş hepsini.
İnatçı ve meydan okuyan bir kız çocuğu olması onda sorun olduğunu düşündürürmüş yakın çevresine. Halbu ki erkek kardeşleri kadar inatçıymış o da. Ne eksik ne fazla. Onlarda sorun olarak görülmeyen bu özellik kendisinde neden sorun oluyordu, hiçbir fikri yokmuş başlarda.
Aradan geçen seksen yıla rağmen toplumdaki bu bakış açısının evrenselliği düşündürücü. Hala öfkelenmeye ve tepinmeye hakkı yok kız çocuklarının. Onlar evin USLU kızı olmak zorundadır. Yoksa ailesi tarafından sevilmez, toplum tarafından kabul görmez.
Bağımsız olmak, istediği hayatı sürdürmek ve daha da önemlisi sahip olduğu muazzam potansiyelini geliştirmek için ataerki düzene boyun eğmek yerine mücadele etmesi gerektiğine karar vermiş; annesinin tüm telkinlerine rağmen.
Mücadelesi onu pek çok hikayeye götürmüş:
Hayatta kalabilmek için erkek kılığına girmek zorunda kalan kadınlar…
Toplum dayattığı için süs bebeğinden farksız gösteren, nefesini ve hareket kabiliyetini kesen sımsıkı korselere hapsolmak zorunda kalan kadınlar…
Ciddiye alınmak için takım elbise ve kravat ile işe gitmek zorunda kalan kadınlar…
Daha başarılı olmasına rağmen erkeklerden düşük maaş alan kadınlar…
Kız çocuğu doğurduğu için dayak yiyen kadınlar…
Din buyurusu altında akıl almaz işkencelere maruz bırakılan kadınlar…
Ve daha nicelerinden aldığı ateşle güçlendirmiş elindeki meşaleyi.
İçi yandıkça harlamış alevi, haykırışlarını duyuramayan kadınlara katmış sesini.
"Ataerki taş gibi sert. Feminizm ise tıpkı okyanus gibi akışkan, güçlü, derin, hayatın sonsuz karmaşıklığına sahip dalgalarla, akıntılarla, gelgitlerle bazen de öfkeli fırtınalarla sürekli hareket halinde. Tıpkı okyanus gibi, feminizm de hiç susmuyor."
Yaşadığı haksızlığı, gördüğü psikolojik şiddeti fark edemeyecek kadar dar koridorlara hapsedilen kadınların sesi olmak yine bize düşüyor. Yeryüzündeki her kadının berrak bir vizyona, tutkulu bir yüreğe ve kahramanca iradeye sahip olması için el ele kenetlenmemiz gerekiyor.
Kim ne derse desin kadın daima kadının yurdudur. Enerjimizin kaynağı birbirine yuva olmak için asırlardır kucak açmış kadınların ruhudur.