Özgürleşmek, ezilenin konumundan çıkıp masadaki gücü elinde tutan o "baba" figürüne dönüşmek midir? Yoksa masayı tamamen devirmek mi?
Efendinin araçları efendinin evini asla yerle bir etmeyeceği için. Bu araçlar, bize ‘efendi’yi kendi oyununda geçici olarak yenme olanağı verebilir, ancak bizim gerçek bir değişim yaratmamızı asla sağlayamaz. Ve bu hakikat, geçimlerinin tek kaynağı olarak hâlâ efendilerinin evini görenleri, yalnızca onları tehdit eder.
Audre Lorde
"Kadın mı? Çok basit," der basit formül meraklıları, "bir dölyatağıdır, yumurtalıktır o", bir dişidir. Bu sözcük onu tanımlamaya yeter. Erkeğin ağzında "dişi" sıfatı bir hakaret gibi tınlar; oysa o kendi hayvanlığından utanç duymaz, tersine kendisi hakkında "Erkek!" dendiğinde bundan gurur duyar. "Dişi" terimi, kadını doğaya yerleştirdiğinden değil, cinsiyetine hapsettiği için aşağılayıcıdır. Bu cinsiyetin erkeğe, en masum hayvanlarda bile hor görülmeye layık bir düşman gibi gelmesi, açıktır ki kadının onda uyandırdığı telaşlı düşmanlık duygusundandır.
İkinci Cinsiyet'te, erkek egemen toplumun kadın olmanın ne demek olduğunu tanımladığını gösterdi: Erkek, insan olarak tanımlanırken kadın dişi olarak tanımlanır. Simone de Beauvoir fiziksel olarak kadın olmak ile toplumsal bir inşa olarak kadınlık arasında fark olduğuna inanıyordu; "Kadın doğulmaz, kadın olunur." Bir varoluşçu olarak, sevgilisi Sartre gibi, mevcut normları kabul etmek yerine bizi tanımlayan değerleri seçmekte ve kendimizi yaratmakta özgür olduğumuza inanıyordu. Bu nedenle kadınlar, geleneksel pasif kadınlıktan ve ayrıca erkeklere benzemeleri gerektiği düşüncesinden kurtulmalı ve kendileri için kadın olarak özgün bir varoluş seçmelidirler.