Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit’in polisiye ile tasavvufu harmanladığı etkileyici bir roman. Kitapta, babasının ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmek için Konya’ya gelen Karen Kimya’nın hikâyesini takip ediyoruz. Başta basit bir yangın soruşturması gibi görünen olay, zamanla Mevlânâ ve Şems-i Tebrizî’nin mistik dünyasına açılan bir kapıya dönüşüyor.
Roman, polisiye gerilim ile tasavvufi öğeleri iç içe geçirerek okuru hem bir gizemin içine çekiyor hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Karen’in kişisel geçmişi, Mevlânâ ve Şems’in ilişkisiyle paralel bir şekilde işlenirken, bu iki farklı zaman dilimi arasında güçlü bir bağ kuruluyor. Ahmet Ümit, polisiye kurgusuna alışık olduğumdan farklı bir derinlik katmış ve özellikle Şems’in Konya’daki etkisini ele alışı çok çarpıcı.
Roman boyunca içsel çatışmalar ve geçmişin gölgeleriyle yüzleşmek, bir yandan gerçeği ararken bir yandan da tasavvufun büyüsüne kapılmak mümkün. Şems’in ölümüyle ilgili anlatılanlar, polisiye atmosfer içinde oldukça etkileyici bir mistik hava yaratıyor. Genel olarak, hem sürükleyici hem de düşündürücü bir eser olduğunu söyleyebilirim Bab-ı Esrar