BİR DİNOZORUN ANILARI
Mina Urgan’ın Bir Dinozorun Anıları kitabına başladığımda ne bekleyeceğimi tam bilmiyordum. “Dinozor” kelimesi kulağa esprili gelmişti. Kitabı okumaya başlayınca anladım ki, bu bir otobiyografi, hem de çok içten, çok samimi bir otobiyografi. Mina Urgan, kendini “dinozor” olarak tanımlıyor çünkü o, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye’nin değişen yüzünü, kültürünü, insanlarını bizzat yaşamış bir kadın.
Ben de onun anılarını okurken sanki bir arkadaşımın bana hayatını anlatmasını dinliyormuş gibi hissettim.
Kitap, Mina Urgan’ın çocukluğundan başlayıp yetişkinliğine, akademisyenlik yıllarına ve hatta özel hayatına kadar uzanıyor. Öyle sıkıcı bir tarih dersi gibi değil; aksine, her sayfada onun esprili, alçak gönüllü ve dobra kişiliği bana geçti.
Mesela ailesinden, arkadaşlarından, dönemin önemli isimlerinden bahsederken hiç kasmıyor, her şeyi olduğu gibi, doğal bir şekilde anlatıyor. Falih Rıfkı Atay, Yahya Kemal gibi isimlerle olan anılarını okuyunca, o dönemin edebiyat ve kültür dünyasına bir pencere açılmış gibi hissettim. Ama bunu yaparken asla “Ben çok önemli biriyim” havasına girmiyor tam tersine kendini hep geri planda tutuyor.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri, Mina Urgan’ın kadın olarak o dönemde yaşadığı zorluklara rağmen nasıl güçlü ve bağımsız bir karakter sergilediği oldu. Akademisyenlik yapmış, çeviriler yapmış, öğrencilerine ilham olmuş bir kadın. Aynı zamanda çok sade, çok gerçek bir insan halktan biri. Mesela günlük hayatın küçük detaylarını anlatırken, onunla bağ kurmamak imkânsız hale geliyor.
Kitabın dili de beni kendine çekti.
Değindiği derin konular örneğin intihar, yalnızlık, kadın ve erkekler hakkında fikri, içinin sevgi doluşu ve zihnini her fırsatta geliştirmeye çalıştırmış olması çok hoşuma gitti. Yaşadıkları