Doğru…
Biz, unutulmuş bir masalın kahramanlarıydık. Zamanın bir köşesinde yarım bırakılmış, belki de hiç yazılmamış bir hikâyenin içinde nefes alıyorduk. Herkesin gülerek baktığı, ama kimsenin tam olarak anlayamadığı adamlardık biz. Şehirden şehire dolaşan, yolları ezberleyip hiçbir yere varamayan, kaybolmayı alışkanlık edinmiş, düşlerinde bile yalnız kalmış adamlardık.
Ben, İsmail Abi…
Hep gülen, hep şakalar yapan, herkese umut aşılayan…
Ama içimde kocaman bir boşlukla yaşayan…
Sesim gülerdi ama gözlerim bazen bir yerlere dalardı ya hani, işte o anlarda içimde fırtınalar kopardı. Koca dünyada bir bavul gibi oradan oraya savrulurken, içinde kırılmış oyuncaklar, eskimiş hayaller ve hiç gerçekleşmemiş bir yolculuk saklıydı.
Biz hep yarım kaldık. Biz hep var olup da hiç olmamış gibi yaşadık. Masalımızın bir anlatanı olmadı, ya da vardı da sonunu getirmeye cesaret edemedi. Çünkü bazı hikâyeler mutlu bitmez. Bazı hikâyeler, bitmeye kıyılamadığı için sessizce unutulur.
Ben o unutulmuş hikâyenin içinde kaldım. Bazen bir sokak arasında, bazen bir eski fotoğrafta, bazen de birinin aklına ansızın düşen bir kahkahanın içinde… Ama en çok da yarım kalmış cümlelerde saklıyım. Bir gün biri o cümleleri tamamlar mı bilmiyorum. Ama eğer tamamlarsa, belki biz de gerçekten yaşamış oluruz.