Roman, kendinden 21 yaş büyük bir kaymakamla evlendirilen 17 yaşında bir kızın hazin öyküsünü anlatıyor. Daha çocuk yaşta son derece hızlı alınan bir kararla ailesinden ve evinden ayrılarak tanımadığı bir adamla evlendirilen, küçük bir kasabaya taşınarak taşra yaşamıyla tanışan Effie, yeni hayatına uyum sağlamakta zorlanırken bir yandan da toplumsal değerlerle çatışmamak için büyük çaba sarf ediyor. Kendisine son derece iyi davranan bir eşe, yeterli maddi imkanlara sahip olsa da, iç dünyasında yaşadığı çatışmalar, alışık olmadığı yeni çevresinde hissettiği yalnızlık onu boşluğa sürüklüyor. Duygusal zayıflığına yenilerek yaşadığı evlilik dışı ilişki ise olayları hiç ummadığı bir şekilde yönlendiriyor.
Anna Karanina ya da Madame Bovary’ye benzettiğim eser, anlatım tarzı nedeniyle diğerlerine göre bence yavan ve sönük kalıyor. Karakterler derinlikli olmadığı için, iç dünyalarında tam olarak neler yaşadıklarını, hislerini, düşüncelerini, iç hesaplaşmalarını satırlar tam anlamıyla okuyucuya veremiyor. Son 20-30 sayfada olaylar sonlanırken bir heyecan ve duygusal yoğunluk yaşanıyor ama romanın genelinde o okuyucuyu sarsan ve insanın içine işleyen incelikli anlatım yok diyebilirim.