"Bizim için duygusal anlam taşıyan kitaplar, filmler ve oyunlar, aile ağacımızın gizli bir yerine saklanmış narin meyveyi çatırdatan fırtına gibidirler."
"Küçük birer çocukken hem bizi keyiflendiren ve rahatlatan hem de bize üzüntü ve rahatsızlık veren anlar yaşarız ancak annemizin bizi beslerken kucaklandığımız, bizi temizlediği veya sallayarak uyuttuğu vb. rahatlatan anlar genellikle hatırlanmaz. Bunun yerine istediğimizi alamadığımız veya yeterince sevgi görmediğimiz acı verici anıları hatırlarız."
Seninle Başlamadı da korkularımız ve travmalarımızın tamamının bizden kaynaklanmadığını geçmiş üç nesilde aramamız gerektiğini işliyor. Yazar bunu Çekirdek Dil Haritası çıkararak Çekirdek Sözcük ve Çekirdek Cümle oluşturarak gerçekleştiriyor.
Hastalarıyla yaptığı görüşmelerde travma ve korkularının sebebinin anne ve babaya karşı çocukluktan gerçekleştirilen bağlanma türleriyle ve geçmişte aile bireylerinin yaşadığı travmalarla alakalı olduğu ortaya çıkıyor. Bu durum yazarın da başına geliyor. Bir anda görme duyusunu yitiren yazar her şeyi uzakta bırakarak Doğu Asya’ya tedavi için gidiyor. Eğitim alırken bir öğretmeninin ona “eve git ve anneni babanı ara” demesi onu ilk başta öfkelendirir. Sorunun ailesinden kaynaklandığını ancak geçmişinde bu sorunu çözeceğini söylüyor. Yazar da buna uyarak ailesiyle ve geçmişiyle barışarak sorununu çözüyor. Bilimsel olarak görmesi mümkün olmayan yazar görme duyusunu yeniden kazanıyor.
Kitap boyunca Mark, bizlerin taşıdığı ve ağır gelen duyguların, düşüncelerin belki de sadece bize ait olmadığına vurgu yapıyor. Nesillerimize bakarak tekrarlayan yaşantılar olup olmadığına dikkat etmemizi öneriyor.
Depresyon, anksiyete, kronik ağrılar, fobiler, obsesif düşüncelerin kökleri anlık yaşam deneyimimizde veya beynimizdeki kimyasal dengesizliklerde değil ebeveynlerimizin, ninelerimizin, dedelerimizin ve hatta büyük büyük atalarımızın yaşamlarında olabilir.
Biz annemizin rahminde yerleşmeye başladığımız andan itibaren yaşanılan her şey beyinde şekillenir ve kişilik, duygusal mizaç ve üst bilincin gücüne zemin hazırlar.
İkili ilişkilerimizde genelde problemin bizden ya da partnerimizden kaynaklandığını düşünürüz oysa aile sistemimizden bir kişi ile özdeşim kurduğum takdirde bunun farkında olmayız. Daha derin kazmamız halinde sorunun gerçek kaynağına kazmayı vurmamız olasıdır. Sormamız gereken kilit soru: “Ben kimin duygularını yaşıyorum?” sorusu olacaktır.
İnsanlar farkında olmadan yaralarını tetikleyecek eş seçerler. Böylelikle kendilerinin acı dolu ve tepkili taraflarını görme, sahiplenme ve iyileştirme fırsatları olur. Mükemmel bir ayna gibi seçilen partner diğerinin kalbindeki sahiplenmemiş bitirilmemiş işleri yansıtır. Bazen tüm bunları çözmek için “Bunlar benim duygularım değiller. Ben sadece bunları ailemden kalıtsal olarak devraldım.” demek yeterli olacaktır.