Söylenemeyeni Duyabilmek
Puan vermedi·72 syf.··
2025 7. kitabı
Miray Aydın, Ben Burada Yapamam adlı ilk öykü kitabıyla edebiyat dünyasında kendine yer açıyor. Eylül 2024’te Sel Yayıncılık etiketiyle yayımlanan eserde birbirinden bağımsız on üç öykü yer alıyor. Aydın, öykülerinde bireyin derin iç dünyasını şekillendiren psikolojik ve sosyolojik katmanları birlikte işliyor. Yazar, minimalist bir anlatım tarzıyla, sözcükleri ekonomik kullanarak, süslemelerden arınmış bir yalınlık içinde öykülerini okurla buluşturuyor. Aydın’ın öykülerinde, gözlem gücüyle harmanladığı betimlemeler ve diyaloglar ön plana çıkıyor. Öyküler hem açık ve anlaşılır bir yapı sergiliyor hem de söylenemeyenlerle, anlatılamayanlarla birlikte sezgisel ve örtük bir katman barındırıyor. Özellikle açıklık ile örtüklük arasındaki bu diyalektik denge, Aydın’ın anlatı dünyasını özgün kılıyor. Tematik olarak, öykülerde, ilişkilerdeki iletişimsizlik, şiddet ve duyarsızlık, yalnızlık, kayıp ve yas, gündelik hayatın görünmeyen derinliği gibi konular işleniyor. Aydın bu meseleleri özellikle anne-çocuk, baba-erkek çocuk ve kadınların perspektifinden aktarmayı tercih ediyor. Karakterlerin ifade edemedikleri duygular, söylenemeyenler ve anlatılamayanlar, okurda merak uyandıran bir izlek oluşturuyor. Anlatım tekniği açısından, birinci tekil şahıs anlatıcının ağırlıklı olarak kullanıldığı öyküler, okuru karakterlerin zihin ve duygu dünyasına daha yakın bir pozisyona taşıyor. Aydın, kısa öyküleriyle olay örgüsünden ziyade karakterlerin duygusal ya da psikolojik durumuna odaklanıyor. Büyük olaylardan ziyade gündelik hayatın içindeki “an”ların peşinde bir yazarla karşı karşıya kaldığımızı fark ediyoruz. Bu anların duygu ve deneyimleriyse okuru uzun süre etkisinde bırakacağa benziyor. Kitaptan aklımda yer eden birkaç öyküden detaylıca bahsedeceğim. Cinsellik ve annelik ekseninde toplumun kadına baskısı Ben Burada Yapamam, Saklamak, Doğurmak isimli öykü ile başlıyor. Kadının doğurganlığı ve cinsel kimliği üzerinde söz söyleme yetkisini kendisinde gören toplumun varlığı sorgulanıyor. Kadının kaç yaşına kadar sevişebileceği ve çocuk doğurabileceği konusunda kesin yargılara sahip olan toplumun sözcüleri ve hatta bekçileriyse aile üyeleri, akrabalar ve komşular oluyor. Elli yaşına merdiven dayamış, zamanın etkisiyle bedeninde bazı değişimler yaşayan, toplumun ondan beklediği kadınlık rollerinden kurtulup rahata ereceğini düşünen Hatice’nin samimi ve çatışmalı iç dünyasına konuk oluyoruz. “Ey güzel Allahım, neymiş bu kadınlık denen şey!” diyen yazar, toplumsal ve bireysel anlamda “kadınlık” ve “annelik” algısı üzerine okuru düşündürüyor. Seyirci psikolojisi: Şiddete karşı ne zaman duyarsızlaştık? Özellikle sosyal medyada görünürlüğü ve işleniş şekliyle insanlar günümüzde şiddeti çoğunlukla seyreder bir durumda. Bu olumsuz etkiyle toplumsal değerlerin algılanış biçimi de yeniden tanımlanıyor. Seyir isimli öykü, fiziksel ve psikolojik şiddeti uygulayan ve maruz kalan üzerinden değil, seyirci konumundaki bir karakter aracılığıyla ele alıyor. Şiddeti izleyen anlatıcının öykü boyunca olaya yaklaşımı, toplumsal duyarsızlığın bir örneği olarak sunuluyor. Kadına yönelik şiddet, toplumun sıkça kullandığı “kadında da suç var” algısıyla çarpıcı bir şekilde işleniyor. Anlatıcının arkadaşı, mağdur kadını suçlayarak, toplumsal önyargıların ve ataerkil söylemlerin temsilcisi oluyor. Şiddeti izleyen anlatıcının, olayın gidişatına duyduğu merakla kendini dizi izleyicisi olarak konumlandırdığı görülüyor. Yazar bu öyküyle seyirci kalmanın psikolojik dinamiklerini gözler önüne seriyor. Öyküde verilen tavrın bireysel olmanın ötesinde toplumsal bir refleksi yansıttığını aktarıyor. Yazar sade bir dil kullanarak okuyucuyu rahatsız eden bir gerçeklikle yüzleştiriyor; öykünün gücü de işte buradan geliyor. Öykünün diyalog formunda yazılması yazarın tiyatro geçmişiyle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor. Seyir, şiddetin yalnızca fail ve mağdur arasındaki bir olay olmadığını, toplumsal bir mesele olduğunu etkili bir şekilde ele alıyor. Duyguların dili olsa Aydın’ın Ben Burada Yapamam adlı öyküsü, yalnızca kitaba ismini vermesiyle değil, söylenemeyenlerin aktarılması açısından da kitabın genel çizgisini yansıtan bir merkez niteliği taşıyor. Öykü, Emre ve Zeynep’in yedi yıllık ilişkilerinin bir kesitine odaklanarak, bireylerin içsel dünyaları ile ilişkideki dinamiklerin kesişim noktalarını incelikle işliyor. Öykü, Emre’nin “Ailenden kalan şu eve gidip bakalım, ne dersin?” önerisiyle başlayan bir yolculuğa dayanıyor. Zeynep, çocukluğunun geçtiği aile evine vardığında huzur ve güveni kolaylıkla bulurken, Emre’nin ise söyleyemediklerine, iç dünyasına tanık oluyoruz. Aydın’ın üslubu, tarafsız bir anlatıcı olarak her iki karakterin bakış açılarına eşit mesafede durmayı başarıyor. Zeynep’in geçmişe ve köklere olan bağlılığı, Emre’nin ise belirsizlik ve kendini ifade edememe hali, ilişkideki dengesizliğin iki farklı boyutunu temsil ediyor. Ancak yazar, karakterlerini yargılamaktan kaçınarak okuyucuyu taraf tutmaya zorlamıyor. Öykünün genel yapısı, küçük bir olay üzerinden içsel bir çatışmayı ele almasıyla dikkat çekiyor. Ben Burada Yapamam, ilişkilerdeki kırılgan dengeleri, hayaller ve gerçeklik arasındaki çatışmayı ve bireysel korkuların, ortak hayaller üzerindeki etkisini aktarıyor. Büyümek: Çocukluğun sahte cennetinden çıkmak Aydın’ın Teneke Kumbaram adlı öyküsü, çocukluk masumiyetini ve hayallerin kırılganlığını, ekonomik gerçeklikler karşısındaki çatışması üzerinden ele alıyor. Çocuk anlatıcının kumbarası ve içindeki demir paralar, yalnızca bir nesne ya da birikim aracı olmanın ötesine geçerek, hayal gücünün ve saf bir dünyanın metaforuna dönüşüyor. “Kumbaram mavi-beyaz. Üzerinde kuşlar var. Küçücük. Bir sürü kuş. Gökyüzünde uçuyorlar. Kanatlarını biraz daha çırpsalar bulutların içine girecekler.” Öykünün açılış paragrafında verilen bu betimleme, kumbaranın çocuğun hayal dünyasındaki yerini ve onun için taşıdığı anlamı güçlü bir şekilde ifade ediyor. Burada kullanılan sade ama çarpıcı dil, çocuğun masum bakış açısını yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda okuru bu masumiyetle yüzleşmeye davet ediyor. Öykü boyunca, hayal ile gerçeklik arasındaki diyalektik çatışma dikkat çekiyor. Çocuğun kumbarasına yüklediği anlam, annesinin kumbarayı yalnızca maddi bir obje olarak görmesiyle tezat oluşturuyor. Anlatıcının naif dili, öyküye hem duygusal bir derinlik hem de tematik bir güç katıyor. Çocuğun annesine karşı duyduğu sevgi, hayal kırıklığıyla harmanlanarak, hikâyenin duygusal yoğunluğunu artırıyor. Oluş içerisindeki farklı karşılaşmalar ve deneyimlerle anbean kendini var eden bireyin söyleyemediklerini duyabilmek, yalnızlığına ortak olabilmek mümkün. Ben Burada Yapamam, söylenemeyenlerin sessizliğine kulak vermeyi ve her okumada biraz daha fazlasını duyabilmeyi isteyenler için keyifli bir yolculuk sunuyor.
Ben Burada YapamamMiray Aydın · Sel Yayıncılık · 202436 okunma
·
193 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.