Cemil Kavukçu Türk öykücülünün verimli ve istikrarlı bir yazarlarından biri belki de en önde geleni. Yayımladığı kitaplara bakınca düzenli olarak yazdığını ve bunların da yayımlandığını görüyoruz. Yazar mutlaka istikrarlı olmak zorunda değildir, yazar tıkanıklığı diye bir kavram var. Yazmaya ara veren ve uzun bir süre yazmayan yazarlar da var. Kavukçu bu bakımdan istikrarlı ve yazdığı öyküler de benim açımdan son derece nitelikli. Umarım daha uzun yıllar yazar ve biz de zevkle okur ve kendimizce dersler çıkarırız.
Son kitabı Karanlığın Rengi'ni de hemen edindim ve elimdeki kitabı bırakıp bunu okudum. Bir kere tebarüz ettirmek gerekir ki, Kavukçu'nün öyküleri günlük sıradan hayatın içinden çıkıyor. Öyle olağanüstü durumlardan, harikulade şeylerden, dehşetengiz olaylardan esinlenen öyküler değil bunlar. Öykünün sıradan hayatın içinden çıktığını somut olarak görüyoruz: Arabada karısını beklerken aklından geçenleri işleyen adamın karısı ve bir arkadaşı hakkındaki düşünceleri, mahallede kaldırım kenarına bağlaman köpeğin akıbetini merak eden mahalleli bir sakinin gözlemleri, ilçeye yeni taşınan bir adama musallat olan meraklı ev sahibini başından savuşturmak için adamın bulduğu yol, gezintiye çıkan ve çay ocağına oturan bir adamın merakına yenilerek ocakçı kadını ve ocağın işleyişini merak etmesi gibi sıradan konuları işliyor Kavukçu.
Kavukçu'nun dili her zamanki gibi sade. Aşina olduğumuz öykü atmosferi, öykünün kuruluşu, işlenişi ve kâh açık uçlu kâh sonuca ulaşmış meselesi her zamanki gibi düşündürücü. Kavukçu'nun öykülerinde rüyaların da önemli bir payı var ve öyküyü şekillendiren unsurlardan biri. Bu unsuru da uzun uzadıya anlatmadan öykü içine işlevsel bir şekilde yerleştiriyor. Kitaba adını veren Karanlığın Rengi öyküsü böyle bir öykü. Öykü karakterinin sabah sabah sebepsizce ezdiği bir böceğin çocukluğunda ağını bozduğu örümceği hatırlatması ve bundan pişmanlık duyması. O böcek gibi karakterin kendisinin de ölümlü olduğunu geçmişten bir şarkıyla hatırlaması. Öykünün sonunu ontolojik bir sorgulamayla bitmesi her bakımdan güzeldi. Bu anlamda kitabın en güzel öyküsü olduğu söylenebilir.
Sırdaş adlı öykünün Mimoza'da Elli Gram adlı kitaptaki öykü karakterlerinden Sabri Bey'i ve Rasim Abi'yi tekrar gün yüzüne çıkarması sanki o kitabaeo karakterlere bir selâm gönderme gibiydi, ben böyle okudum.
Cemil Kavukçu hayranları ne duruyorsunuz, okuyun.