"İnsana her şeyini kaybettikten sonra hayatta kalabilmeyi kim öğretebilirdi?"
Savaşın ortasında kıvılcımlanan bir aşk hikâyesinin devamı ne kadar iç açıcı olabilirdi? Yaşanılan dönemin beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal sorunlar arasında birbirine kavuşmaya çalışan iki sevgilinin hikâyesini okumaya devam ediyoruz.
Bronz Atlı serisinin ikinci kitabı olan Tatyana ve Alexander, ilk kitaptan biraz daha farklı kaleme alınmış. Kitap bölüm bölüm ilerliyor, geçmiş ve günümüz arasında gidip geliyor. Bir bölümde ailesiyle birlikte olduğu yıllarda çocuk Alexander'ın geçmişini okuyoruz. Alexander'ın tanıdığımız yaşlarında oluşan karakterini, davranışlarını daha iyi anlıyoruz bir noktada. Geçmişinin nasıl şekillendiğine tanıklık ederek Tatyana ile tanıştığı ilk yıllara kadar olayları Alexander'ın gözünden bir kez daha inceleme fırsatı buluyoruz. Günümüz olan bölümlerde ise küçük bebeğiyle birlikte New York'a yaşamaya giden Tatyana'nın hikâyesini okuyoruz. Şura'sının ölüm belgesine ulaşan Tatyana, hâlâ kocasının ölümünü reddetmektedir. Zorlu şartlar altında da olsa ona ulaşma umudu ve hırsıyla kendine yeni bir yaşam inşa etmektedir.
Bronz Atlı kitabı, olumsuz eleştiri yaptığım pek çok durum içermesine rağmen yazım tarzı ve olay örgüsüyle genel olarak beğendiğim ve hızlıca okuyup bitirdiğim güzel bir eserdi benim için. İkinci kitabına geçmeden ara verecektim ancak dayanamayıp hemen okumaya başladım. İlk sayfalar benim için yine çok hızlı akıp gitti, sıkılmadan okudum. Ortalara doğru artık bazı olaylar çok uzatılmış gibi geldi ve kendi içimde de genel olarak okuma isteği azaldığı için birkaç gün ara verdim. Geri kalan sayfalara kaldığım yerden devam ettiğimde son sayfalar yine hızlı bir şekilde akmaya devam ederek sonuca kavuştu.
Seri tek bir kitapla da bitirilebilir bir olay örgüsüne sahipti ancak ilk kitabın sonunda yazarın seriyi devam ettirmek istediği açıktı. Bu kitabın yazılması bence gereksiz değildi. Karakterler hakkında daha çok bilgi edinmemiz bazı hikâyelerde, özellikle böyle uzun soluklu yazılmış olanlarda, sevdiğim bir durum. Ancak bence bazı bölümler biraz uzatılmak için yazılmıştı. Bu yüzden aradaki birkaç bölümü zorla okuduğumu söylemeden geçemeyeceğim.
Olaylar bir noktadan sonra güzel bağlandı. Yine de, eğer karakterleri sevebilseydim ve bu aşkı hayranlıkla okuyabilseydim hikâyeden çok daha keyif alabilirdim. Kitabı okuyup seven çoğunluğun aksine ben Tatyana ve Alexander çiftine hayranlık besleyemiyorum. Bu kitapta daha da gözüme batan noktalar oldu.
*SPOILER*
İlk kitaba dair yaptığım incelememde de düşüncelerimi belirtmiştim. Tatyana ve Alexander'ın birbirlerini gerçekten sevdiği kaçınılmaz bir gerçek. Bu gerçekle beraber çiftimizin ilişkisinde sağlıksız unsurların bulunduğu da inkâr edilemez. Bronz Atlı'da Alexander'ın Tatyana'ya duyduğu cinsel arzu beni bazı noktalarda oldukça rahatsız etmişti. Birbirlerine duydukları sevgiyle birlikte elbette aralarında kaçınılmaz bir çekim bulunmakta ve beraberlik yaşamaları normal bir şey. Ancak Alexander'ın kitabın başından beri başkasıyla nişanlı olup Tatyana'ya arzu duyması zaten rahatsız ediciydi. Bununla birlikte, Alexander'ın çapkınlıkları mevcut ama Tatyana'ya hiçbir elin değmemiş olmasına dair ayrı bir arzu duyması rahatsız edici. Zaten bu çapkınlıkların daha öncesini de bu kitapta, Alexander'ın geçmişinde okuyoruz. Farklı zamanlarda hayatında farklı insanlar olmasını da garipsemiyorum. Bu ikili sadece bana günümüz erkek düşüncelerinin toksikliğini öne çıkartıyor. Hayatına birçok kadının girip çıktığı Alexander'ın Tatyana'yla birlikte olduğu ilk zamanlarda "Tatişya sana kimse dokunmadı, hiç dokunulmadın değil mi?" gibi sorular sorması normal değildi. Eminim Tatyana onun istemediği bir cevap verse sorun çıkarırdı. Ayrıca bu kitapta da bir bölümde açıkça evlilik içi şiddet ve zoraki birliktelik okudum. Önceki kitapta da beni çok rahatsız eden bir sahne vardı ancak bu kitapta ikilinin arasında geçen bir kavga üzerine Alexander'ın intikam almak için Tatyana'yla birlikte olmaya çalışması çok rahatsızlık verdi. Ben mi yanlış okudum diye düşünüyorum da çünkü incelemelerde hep bu aşkın ballandırılarak anlatıldığını görüyorum. Yine de, düşüncelerimin arkasındayım. Okurken yüzümün ekşidiği o sayfalarda hiçbir sorun olmamış gibi yorum yapmaya devam edemezdim.
Okuduğumuz kitapların hepsi iç açıcı bir hikâyeden ibaret değil. Yazarlar bazen bazı kitaplarda korkunç bir olay anlatsalar bile bu durumu normalleştirdikleri anlamına gelmiyor. Farklı bir bakış açısı sunmak, böyle olayların da yaşandığını gün yüzüne sürüp yüzümüze çarpmak isteyebiliyorlar. Bu kitapta yazarın yazım dilinden bu konuda ne düşündüğünü tam çıkartamadım. Rahatsız edici bulduğum sayfalar ballandırılarak anlatılmamıştı ama rahatsız edici olduğunu belirten bir anlatım da gözüme çarpmadı. Bunun üzerinde daha fazla durmayacağım ama umarım yazar bu sayfaları normalleştirme adı altında yazmamıştır. Ayrıca okurlar da umarım daha bilinçli davranarak birine bu kitapları önermeden önce bu detayları akıllarında bulundururlar.
Birkaç sayfada yer alan bir olay için bu kadar satır ayırmam gereksiz görülebilir ancak es geçilmesini hiç doğru bulmuyorum. Kitap genel olarak olay örgüsü güzel kurgulanmış, detaylıca yazılmış iyi bir kalemle anlatılmış sağlam bir kurgudan oluşuyor. Kitabın genelini yüzeysel olarak değerlendirdiğimde beğendiğimi söyleyebilirim. Yine de, beğendiğimiz kitapların da uygun bulmadığımız pek çok unsuru olabiliyoruz ve bunları da eleştirmemiz, konuşmamız gerekiyor.
Seri, Yaz Bahçesi kitabıyla devam ediyor ancak bu kitabı okumayı şu anda hiç düşünmüyorum. Hikâyenin tamamını okuyarak genel bir eleştiri yapmak hoşuma gidiyor normalde ama bu kitaplardan almam gerekeni aldığımı düşünüyorum. Ayrıca üçüncü kitabın 900'den sayfa barındırdığını düşünürsek sırf seriyi devam ettirmek için okumak gözümde çok büyüyor. Kitapta olanlara dair de birkaç spoiler aldıktan sonra okuma hevesim iyice kaçtı. Bu yüzden şimdilik seriyi kendimce bitirdiğimi söyleyebilirim.