·229 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Şubat 2025 22:48 Sevgi Soysal’la geç tanıştım ama tanıştıktan sonra hep yanımda yürüyen hayat eşlikçim* oldu.
2025 yılını da okurluk tarihimde kadın yazarlar, özelde Sevgi Soysal yılı olarak belirledim. Şubat ayında da Şafak’ı ve 2011 yılında düzenlenen Sevgi Soysal sempozyumunun kitaplaştırılmış hali Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz -Sevgi Soysal için yazılar’ı okumaya başladım.
Ve fakat ve de maalesef çok ağır bir grip geçiriyorken Şafak elimdeydi. Bırakabilirdim ama her koşulda kitap okuma ihtiyacındaki bünyem sürüne sürüne Şafak’ı okudu. O yüzden hakkını verebildiğimden emin değilim.
Şafak Adana’da siyasi nedenlerle sürgünde olan Oya’nın ağzından anlatılan 24 saatlik bir gözaltı hikayesi.
Oya yemeğe davet edildiği bir evde dört erkekle birlikte göz altına alınır ve hikaye bu gözaltı süresi boyunca anlatılır. Şafak’ın 12 mart dönemini anlatan en önemli roman olduğu söyleniyor, beni en çok etkileyen yanı ise ancak 90’larda konuşulmaya başlayan “erkeklik” ve hegemonik erkekliği, farklı sınıfsal ve etnik aidiyetlerdeki erkek karakterler üzerinden anlatması ve iktidarın ezilenlerin elinde de nasıl bir silaha dönüştüğünü göstermesiydi. Romanın içinde 12 mart dolanıp durur ama politik söylemin ağırlığını hissettirmez.
Sevgi Soysal şu kısacık posta sığmayacak denli hayatıma koordinat bellediğim bir yazar benim için. Ela’sı, Olcay’ı, Oya’sı, Tante Rosa’sı, Tutkulu Perçem’iyle kolkola yürüyorum uzun süredir ve onlarla yürümek* ten çok keyif alıyorum.