Ah be Nerissa zümrüt gözlü melez güzelim benim
Hayatı ile unutulmayacaklarım arasına giren ,yazarın ilk kitabıyla da duygudan duyguya sürüklendiğim ve yine Türk'lerin Sarah Jio'su sözümün arkasında durduğum bir güzellikle geldim.
Bir insanın kaderi kaç kez değişir?
Kaç aile edinebilir ahir ömründe?
Ekildiği toprakta çiçek açacakken sökülen bir can Nerissa.
Önce gerçek anne,babasını kaybeden Afrikalı bir aileye evlat edinilen ve ruanda da soykırım ile annesinin ölümüyle köylerine gelip kendini rahip olarak tanıtan Erward ile İrlandaya gelmesiyle hayatı bambaşka bir yere savrulan masum bir kalp.
Kitaba önce eşiyle problemler yaşayan polis memuru Roman ın üzeri meşmürde halde karakola getirilen bir kadını sorgulaması ile başlıyoruz. Üzerinde erkek kıyafeti, elinde geri dönmüş mektuplarla sürekli ağlayan bu kadın kimin nesi derken yıllar önceye dönüp hayat hikayesini bizzat kendinden dinlerken soykırım,aile kavramı,aşk,hayalkırıklığı, örgüt yapılanmalarının karanlık yüzü,kıskançlık, dostluk ,ölüm gibi kavramların hepsini öyle içiçe harmanlanmış ki Afrika'dan, irlanda'ya hatta ordan Türkiye'ye kadar bir hayata tutunma çabasıydı.
Grete ile olan dostluğu,Stefan ın desteği , Mago nun kıskançlık ve hainliği, geride bıraktığı kardeşi Faraz 'a olan düşkünlüğü (öz olmadığı halde) ve yaşanan soykırım da himaye altına alınan 3 küçük çocuk hepsi ama hepsi hayatın içinden ,gerçekçi örnekler.
Kardeşinin Müslümanlığı seçmesi, Edward 'ın arkadaşı Cenk ten bahsederken Türkleri övgüsü küçük ama muhteşem ayrıntılardı benim için.
Kalp atışlarının çizelgesindeki gibidir aşk biraz aşağı biraz yukarı ,tek düzelik ölüm demektir.
Aşkta zaten böyledir tek düzeyse ölmüş demektir...
Tıpkı Nerissa ve Edward ın yaşatmak için yaşamaktan vazgeçmeye gönüllü oldukları gibi...