İncir Kuşları nasıl okudum nasıl bitirdim bilemiyorum. Kitabı okurken hangi duyguları yükledim kalbime, hangi duygular içinde kayboldum; kime kahrettim, kime isyan ettim, beynimle kalbîm arasında gittim gittim geldim..
20. yüzyılda yakın geçmişte bir savaş daha 3 yıl önce gidip gördüğüm Balkan topraklarından Saraybosna da yaşanan zulmü, acıları halen sindirip dimağımda eritememişken, yazar Sinan Akyüz ün yazmış olduğum olduğu İncir Kuşları kitabı gerçekleri bir kez daha yüzüme soğuk soğuk vurdu. Yaşanan acıların tarifi yok..
Sırf Müslüman diye insanların katledildiği, kadınlarım tecavüze uğradığı, insancıl olmayan bir çok şeye maruz bırakıldığı bu durum SAVAŞ OLAMAZ!!!
Savaşta bile bu kadar acımasız olunamaz. İnsanlar savaşta bir kez hayattan koparılır. Binlerce kez öldürülen, ölmek isteyip ölemeyen, yaşamak için hiçbir gayesi yokken zorla yaşatılan, acı çektirilen, binlerce zulmün üzerinden geçtiği Boşnak Müslümanlar..
İncir Kuşları kitabında Sueda veya aşkı Tarık üzerinden anlatılan gerçek acıların tarifi yok.
Kitapta geçen şu cümle beni öylesine yaraladı ki; “ Sırplar, “ dedim. “ Bir tek bizleri değil, şu zavallı incir kuşlarını bile öldürdüler. “ Katliam, vahşet, İnsanlığın!!! göz yumduğu büyük acılar altında yıkıldım, kahroldum..
Ayrıca Srebrenica: Unutulmuş bir vicdanın kenti…
3 yıl süren bu katliamlarda kimsenin sesinin çıkmadığı, Avrupalı devletlerin göz yumduğu, Birleşmiş Milletlerinde bu vahşetin içinde bulunduğu dramatik bir acının kenti Saraybosna..
Vahşice katledilen ve gömülüp gizlenen yaklaşık 20 binden fazla canın HAYAT olup uçtuğu MAVİ KELEBEKLER..
Bu insanlar Bu kelebeklerle kanatlanıp uçtular…
Sizler sadece bu İncir Kuşları kitabıyla bilinmediniz, ama değerli yazarımız Sinan Akyüz bir kez daha bu gerçekleri dünyaya haykırdı..