Sadece Dorian'ın değil hepimizin portresi
10/10
·280 syf.··
2025 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2025 14:51
Siz hiç kendi portresinden korkan birini gördünüz mü? Ya da okudunuz mu? Bugün sizin içinizde, kendi portesinden korkan birini okumanız için bir ateş yakmaya geldim. Kitaptaki ana kahramanımız Dorian Gray, halk tarafından çok sevilen, el üstünde tutulan, yakışıklı, efendi, herkesin olmak isteyeceği biri olarak karşımıza çıkmakta. Kitaptaki tasvirler o kadar yerindeydi ki Dorian Gray’in doğa üstü güzellikte bir insan olduğuna ben de ikna olmuştum. Kitabımızdaki bir diğer yan kahraman olan ressam Basil, Dorian’ın onun için bir ilham perisi olduğu fikrine o kadar kapılmıştı ki artık onsuz resim yaptığında tatmin olmamaya başlamıştı. Bir gün Basil, Dorian’ın bir portresini çizmek istedi. Aldı Dorian’ı karşısına başladı çizmeye. O kadar iyi bir portre ortaya çıkardı ki çevredeki herkes portreye kelimenin tam anlamıyla bayıldı. Basil bu resmi çerçeveletip Dorian’a hediye etmek istedi. Dorian da, resmi aldı ve odasının en güzel köşesine astı. Ancak zaman geçtikçe Dorian portrenin değiştiğini sanki yaşlandığını düşünmeye başladı. Portredeki kendiydi ama farklı hissediyordu. Portreden utanmaya başlamıştı. Ama bu düşüncesinin bir delilik olduğuna inandığı için kimselere söyleyemedi. Sadece portreninin üstünü örtmek ile yetindi. Gel zaman git zaman Dorian artık Basil’in yanına çok uğramaz oldu. Çünkü artık başka bir tutkusu vardı… “Sibly Vane” Dorian gittiği bir tiyatro oyununda gencecik bir kızın hem oyunculuğuna hemde güzelliğine vurulmuştu. Her gece onu görmek için aynı oyunları izlemek zorunda kalsa dahi gözünü Sibly’den alamamaya başlamıştı. Ateş bacayı sardığında onunla konuşmak için oyun çıkışlarını beklemeye başladı. Sibly’de Doriandan çok hoşlanmıştı. Hatta ona “beyaz atlı prens” diyordu. Gel zaman git zaman aşkları o kadar alevlendi ki bir gün herkesin karşısına biz nişanlandık diyerek çıktılar. Basil ve Lord Henry hızlı bir karar olup olmadığından endişelenirken Dorian kendinden ve aşkından çok emindi. Dorian tiyatro oyunlarına gitmeye devam etti. Günlerden bir gün yine bir tiyatro çıkışı Sibly artık tiyatro yapmak istemediğini gerçek aşkı bulmasının ona yeterli olacağını söyledi. Dorain bu sözler karşısında yıkıldı. O, onun yeteneğine aşık olmuştu. Yeteneğini, oyunculuğunu bırakırsa Sibly’den geriye ne kalırdı ki… Dorian o gece Sibly ile olan aşkını çok sert sözler ile bitirdi. Sibly’nin dünyaları başına yıkılmıştı. Özürler diledi ancak boşaydı. Dorian’ın sevgisi bir kül gibi uçup gitmişti. Ertesi gün Dorian’a Sibly’nin kara haberi geldi. Herkes normal bir şekilde öldüğünü düşünüyordu. Ama Dorian biliyordu. O intihar etmişti. Aşkı onu ölüme götürmüştü. Bu olay sonrasında Dorian çok değişti. Dorianın deyimiyle de portre çok değişmişti. Katlanılamaz hale gelen bu durum sonunda Dorian portreyi hiç kullanılmayan bir odada kaderine terk etti. Ama kader kapalı kapıların ardında durmadı. Dorian’ın içini kemirmeye devam etti… Dorain artık değişmeye başlamıştı. Etraftaki onu yücelten insanlar onu tanıyamaz hale gelmişti. Artık o olunmak istenen bir idol değildi. Dorian bunun farkındaydı ve bütün bu olanlardan Basil’i suçlu tutuyordu. Onun yaptığı o portre yüzünden onu hiç affedemedi… Buraya kadar genel hatlarıyla kitabın akışından bahsettim. Devamını, bu kitabı okumak isteyenlerin zevkini elinden almak istemediğim için yazmıyorum. Biraz da kendi yorumumdan bahsetmek istiyorum: Öncelikle kitap çok akıcıydı. Okurken neredeyse hiç sıkılmadım ya da kitaptan kopmadım. Hatta beni öyle içine çekti ki meraktan derslerde sıranın altından gizli gizli bu kitabı okudum :) Peki Hilal sen gerçekten ne hissettin okurken derseniz? Ben kitapta herkesi gördüm. Herkesten bir parçayı gördüm. Bazen kendimi gördüm. Ama gördüm. Kitabı hissettim. Dorian, yaptığı hiçbir hareketin sorumluluğunu alabilen biri değildi. Portresindeki o değişimi bile kendi içinde sindiremedi. O da o kadar inanmıştı ki onun için yazılan senaryoya portredeki değişimi kaldıramadı. Hep ondan kaçmak istedi. Kaçmasına kaçtı. Portreyi bir odaya kapattı ama zamandan ve yaşayacağı nihai kaderden kaçamadı. Aslında Dorian’ın tüm derdi akıp giden zamana karşıydı… Size biraz da kitapta altını çizdiğim yerlerden bahsetmek istiyorum: “Dünyanın en büyük olayları insan zihninde geçer derler. Dünyanın en büyük günahları da insan zihninde işlenir.” “Zaman sizi kıskanıyor.” “Gençliğiniz öyle kısa sürecek ki… Alelade kır çiçekleri solsa dahi yeniden açar. Şu sarısalkım seneye haziranda yine böyle sapsarı açacak. Şu asmanın üstünde mor yıldızlar açacak; her sene yapraklarının yeşil gecesini mor yıldızlar kuşatacak. Oysa giden nazlı gençliğimiz bir daha geri gelmeyecek. Yirmi yaşımızın o kıpır kıpır neşesi sönüp gidecek.” “Başkaları hakkında bu kadar iyi şeyler düşünmeyi tercih etmemizin sebebi kendimizden korkmamızdır. İyimserliğin kaynağı düpedüz korkudur. İşimize yarayacak erdemleri komşumuzda görüyoruz diye kendimizi yüce gönüllü zannederiz. Hesabımızdan daha fazla para çekebilmek için bankacıya yağ çeker, paramızı kurtarabilmek için haydutta iyi birtakım özellikler bulmaya çalışırız.” “Bir odada ya da gökyüzünde tamamen tesadüfen gözüne çarpan bir renk tonu, ya da bir zamanlar sevdiğin bir parfümün kokusu derinlerde gizli saklı anıları getirip önüne koyar. Çoktan unutulmuş bir şiirin aniden karşına çıkan dizesi, epeydir çalmadığın bir müziğin ezgisi; yaşamımız bu tür şeylere bağlıdır.” “Güzelliği solup gitmeyecek olan her şeyi kıskanıyorum. Senin yaptığın portremi kıskanıyorum. Benim kaybedeceğim şeye o neden sonsuza dek sahip olsun? Geçen her dakika benden bir şeyler alıp götürürken ona bir şeyler katıyor. Ah, keşke tam tersi olsaydı! O resim değişseydi de ben hep aynı kalsaydım! Neden yaptın bu resmi? Günün birinde benimle alay edecek, fena alay edecek bu resim!” Altını çizdiğim yerlerden bazılarını yazdım. Sözlerimi noktalarken bana Dorian’ı hatırlatan bir şiir ile veda etmek istiyorum: Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,2bin okunma
·
190 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.