Selam Olsun Şiiri Ruhuna Kanat Olanlara
10/10
·240 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2025 09:47
BU İNCELEME KESİNLİKLE KİTAP HAKKINDA SPOILER İÇERMEZ VE FAKAT FÜRUĞ İÇİN AZ BİLE YAZILMIŞTIR... Söz konusu olan işbu kitap Füruğ için belgesel çeken Nasser Saffarian'ın söyleşilerinden oluşmakta. Annesi, kardeşleri ve nice şair dostları... Ne yazık ki mektuplarında çok andığı babasının, kardeşi Feri'nin, şiir kitaplarını adadığı Perviz ve İbrahim'in söyleyeceği sözler yok burada... Bir de İran sokaklarında meczup olan oğlu Kâmi'nin... Ama Füruğ'un soluğu ve sesi var bu hikâyede... Tek bir kitaba sığmayan... Onun hakkında yazılan onlarca şeyden yola çıkıp nacizane bendenizden kelimelere dökülen... (Ve belki de söze de dökülür yakında) Yıllardan 1934… Aynı anda dünyanın kim bilir neresinde hangi bebekler ilk avazlarını saldı cihana… Ama bir bebek vardı ki belki de hayata en güçlü çığlığıyla tutundu ve ömrü boyunca o çığlığı tüm kadınlara bir ses oldu. Babası Albay Muhammed Ferruhzad, Füruğ koydu adını. Füruğ ışık demekti dillerinde. İleride dünyayı nasıl aydınlatacağını bilmeden vermişti bu adı ona. Kendi toprağından, kendi kültüründen, ülkesinin şiirinden beslenerek büyüdü Füruğ. Kalbindeki çığlıkların ilk defa dizelere dökülüşü 14-15 yaşlarındaydı. Hani hepimiz illaki bir kez şiir yazmayı denemişizdir gibi değil onun şiiri… O şiiriyle nefes alır gibi yazdı… Ne gariptir ki şiirsever babası onun şiirlerini görüp de kızacak diye hep sakladı kuytularda köşelerde. Belki babası da kendi toplumunu tanıdığından onu korumak istemişti diye bir iyi niyet beslemek isterdim. Ama her sabah çocuklarının her birini uzun çizmelerinin ucuyla tekmeleyerek uyandıran, sabah sporuyla güne başlatan ve evde bir kışla yaratan adamdan pek de beklememek gerek belki bunu. Bir mektubunda şöyle demişti Füruğ kendisinden beklenen için “Ne gülebilen ne de konuşabilen hiçbir varlık göstermeden bir köşeye oturup büzülen biri…” Füruğ, böyle olmayı kabullenemezdi, yaşamak var olmak için sanata ve aşka tutundu. Bir sanat okuluna gitmeyi tercih etti, resim dersleri almaya başladı Füruğ. Şiirlerini ortaya dökemediğinden belki, renklerle anlatmaya çalışıyordu ruhunu. Ama karanlık bir dünyada… Aileleri seçkin bir aileydi, çevreleri epey genişti, ziyaretçileri çok olurdu. Yine evlerinde ağırladıkları uzak akrabalardan biri Perviz, Füruğ’u görür görmez vurulmuştu ona. Belki de rengarenk ruhunu gördüğünden. Çünkü Perviz de resimle ilgilenen aydın bir adamdı. Belki de sırf bu yüzden henüz 16 yaşında olmasına rağmen Füruğ da ondan etkilendi. Ama Perviz ondan 15 yaş büyüktü. Anne ve babası hiç istemediler bu ilişkiyi. Kim bilir kendince özgürlüğün anahtarının Perviz gibi aydın bir adamla evlilik oluğunu düşündüğü için diretti Füruğ. Ve evlendiler… Keşke masalların sonu gibi burada “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” deyip bitirebilseydim bu hikâyeyi. Ama mutlu son olsa şiir doğar mıydı acaba? Perviz aydındı belki ama annesinin dayanılmaz bir baskısı vardı evliliklerinin üstünde. Annesi istedi ki gelini "evinin kadını, çocuklarının anası" olsun… Bu beklentiyi bir şiirinde şöyle anlatır Füruğ: ah evet, bunlardan önce sessiz kalınabilirdi, bunlardan önce ölülerin bakışları gibi sabit bakışlarla bir sigara dumanına dalıp gidilebilirdi saatler boyu. dalıp gidilebilirdi bir fincanın şekline halıdaki solmuş çiçeğe duvardaki hayali çizgiye dizini kırıp oturmak mümkün olabilirdi, bütün bir ömür. öne eğilmiş bir başla, soğuk bir türbenin ayak ucunda Tanrı görülebilirdi meçhul bir mezarda. iman bulunabilirdi lafı bile edilmeyecek bir parayla. Çürünebilirdi bir mescidin hücrelerinde dua okuyup duran bir ihtiyar gibi. sıfır gibi olunabilirdi toplama, çıkarma ve çarpmada sonucu hiç değiştirmeyen onun öfkesinin kozasında senin gözlerin eski bir ayakkabının solgun tokası sayılabilirdi su gibi kurumak mümkün olabilirdi kendi çukurunda kurmalı bebekler gibi olunabilirdi camdan gözlerle kendi dünyalarına bakan çuha bir kutuda içi saman dolu bir bedenle yıllarca uyunabilirdi tüller, pullar içinde hovarda bir el ne zaman sıksa durduk yere "âh ne mutluyum!" diye bağrılabilirdi! Peki ama yüreğine şiir aşkı düşmüş ruhu özgür bir kadını yedi cihan bir araya gelse durdurabilir miydi acaba? Füruğ da bir anda büyük bir çığlıkla kusar gibi, tüm o erkek egemen topluma küfreder gibi saldı içinde yıllarca bastırdığı sözünü… “Günah”tı şiirinin adı. İlk defa bir kadın, aşktan bahsediyordu sanki kadınlar aşkın nesnesiymiş gibi inandıkları bir toplumda. İlk defa bir kadın hazdan bahsediyordu haz sanki kendi tekellerindeymiş gibi davranan erkekler arasında… Onlar Freudyen bir yaklaşımla şiirinde cinselliği kastettiğini düşündüler. Oysa Füruğ bir kadının da sevme özgürlüğüne sahip olduğunu göstermek istemişti. İroniye bakın ki şiirin yayımlandığı derginin adı “Ruşenfikr”di. Yani “aydınlık fikir” Parantez içinde ünlemle belirtmek gerekirse… Şiiri etkileyici bulup yayımlamaya karar veren editör Naşir Hodayar’dı. Şiiri yayımlamasıyla da İran’da bir anda tüm konu bu oluverdi. Füruğ’u ahlaksız, iffetsiz bir kadına dönüştürüverdiler iki yüzlü aydınlar… Mollalar lanetledi bu kadını… Reklamın iyisi kötüsü olmazdı ama değil mi? Adı aydınlık fikir olan bir derginin editörü olan bu adam şiirin bu kadar yankı bulmasından etkilenmiş ve faydalanmak istemiş olacak ki şiirde anlatılan aşkı birkaç hafta yayımlayacağı tutkulu bir hikâyeye dönüştürüverdi. Kadın kahraman niyeyse Füruğ’a onun tutkulu âşığı da kendine benziyordu kurgusunda…Elbette ki dedikoduyu çok seven İran halkı bu hikâyeye hiç kayıtsız kalmadı. Yer yerinden oynadı. Tek derdi özgürce şiirini söylemek olan bir kadına denilmedik şey kalmadı. Bir o aşktan bu aşka koşturan babası onu onursuz olmakla suçladı, eşi ve ailesiyle olan ilişkileri iyice gerildi. Öyle ki Füruğ’un hassas ruhu tüm bu olanları kaldıramadı. Psikolojik tedavi görmek zorunda kaldı. Baba evine dönmek zorunda kaldı, sonra duramayıp yine koca evine… Zorundalıklar zorundalıklar… Sadece şiirini söyledi diye oradan oraya savurdukları, ayaklar altına aldıkları kadın ne zaman ki anne oldu o zaman ayağa kalkabildi. Oğlu Kâmyar’ı çok sevdi her şeyden çok… Arada gelip giden hezeyanlarından ölüme kucak açışlarından uzaklaştı Kamyar’ın gelişiyle… Ama toplum, o kara toplum ruhuna düşmandı onun. Çalkalandı da çalkalandı bir kara deliğe dönüşüp onu yutmak için… Ve nihayet Perviz’i de çekti o girdabına… Aralarında ne yaşandı ne söylendi bilinmez ama İsyan şiirinde şöyle der yüreği Füruğ’un: Fakat ey kendinden başkasını düşünmeyen adam Yüz karası deme, senin şiirin yüz karası deme Benim gibi çılgın bir şair için Bilmiyorsun ki dar bu kafes, cendere Gel aç kapıyı da kanatlanayım Şiirin aydınlık göğüne Neden istemiyorsun bilmem Hoş kokulu bir çiçek olmamı şiir bahçesinde… İsyan da etse sevdiği adamdı o ve hep sevdi onu… Ama bitmişti işte. Bittiğiyle kalsa yeriydi ama durmadılar. Perviz'in annesinin baskısıyla olacak Kâmyar’ın velayetini baba aldı. “Arada kalmasın çocuk” demişti. Ama belli ki hâlâ sevdiği kadından güçlüydü annesi… Velayet yetmedi hırslarına, görmesi de yasaklandı Kâmyar'ı… Arada okul çıkışlarında gidip gizlice izlese de Kâmyar’a kaçması öğretilmişti bu dünyada bulunma sebebinden… O da kaçtı… İşte nihayet bir kadını daha öldürdük, susturduk dediler içlerinden. Ama şiiri besleyen acıydı aslında… “sevgiyle kucaklayanlar öldürüyor beni” dedi ve şiirini haykırmaya devam etti. Öyle çok yazdı öyle çok yazdı ki kitaplar dolusu şiirleri yayımlandı. Hatta Perviz'e adayacak kadar bir kitabını… Yaralı gönlünün ağıdıydı şiiri… Oğluna yazdı, isyanına yazdı, kırgınlığına yazdı… yazdı da yazdı… O kara deliğe inat çağladıkça çağladı… Ama duramıyordu… Abisinin yanına Almanya’ya gitti, Almanca şiirler çevirdi abisiyle “Benim köklerim tozlu topraklı Tahran sokaklarında” diyerek döndü… Hani bazıları vardır kendini hiçbir yere ait hissetmez. Füruğ öyle değildi. Tahran’a kendi topraklarına kök salmak istiyordu onca çoraklığına onca taş koymalarına rağmen… Kendi ayakları üzerinde durmak için oyunculuk da dâhil pek çok iş yaptı. Sonra bir gün İbrahim Gülistan’la tanıştırdılar onu. Gülistan, İran’ın en aydın ve başarılı film yapımcılarındandı. Füruğ ondan çok şey öğrenecekti. Gülistan, bir film için araştırma yaparken gördüğü manzaralardan etkilenerek cüzzamlılarla ilgili bir belgesel çekmek istedi. Füruğ bu işe yüreğini adadı ve “Ev Karadır” belgeseli çıktı ortaya… youtube.com/watch?v=k6M2UPD... Yurt dışından ödüllerle dönen bu belgesele Füruğ kendi sesiyle hayat verdi. Ve bir de bu belgeseli çekerken tanıyıp sevdiği küçük çocuğa, Hüseyin’e… Ailesi cüzzamlılar evinde kalan bu çocuğu, ailesinin rızasıyla evlat edindi Füruğ… Kâmyar’dan kalan boşluğu doldurur mu bilinmez ama onu da Kâmyar’ı sever gibi sevdi. Ona ve kendine bir hayat verdi… Aynı yöne bakan ve aynı ülküye aynı sanata bağlanan iki yüreğin kaçınılmaz sonuyla İbrahim Gülistan'la tutuldular birbirine…. Füruğ sanatını bu aşkla büyütüp geliştirdi. İbrahim Gülistan evliydi ne yazık ki… Ama tüm İran’ın diline düşecek bir aşk yaşadılar. Aslında onların aşkı sessiz, sade ama güçlüydü. Öyle ki tüm İran gibi eşi de biliyordu çocukları da… Sevgilerine kimse engel olmuyordu. "Yeniden Doğuş" şiiri bu büyük aşkına ithafen söylendi. ah!.. bana düşen budur bana düşen budur bana düşen bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür bana düşen terk edilmiş bir merdivenden inmek ve yalnızlık içinde çürüyen bir şeye ulaşmaktır bana düşen hatıralar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır ve "ellerini seviyorum" diyen sesin kederinde ölmektir ellerimi bahçeye dikiyorum yeşereceğim biliyorum, biliyorum, biliyorum ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın arasına yumurtlayacaklar Füruğ, sevgi doluydu ama içinde bir boşluk vardı kocaman bir boşluk… Oraya şiiri koyuyor, filmi koyuyor, sanatı koyuyor, aşkı koyuyor ama o koca boşluk dolmuyordu… Hayatı boyunca kendi verdiği mücadeleyi tüm İran kadınları için devam ettirdi. Öyle büyük yer edindi ki ülke neredeyse ikiye bölündü Füruğcular ve karşıtları diye… Belki bugün bile öyledir İran’ın ona bakışı… Şiirle, sanatla, aşkla ve acıyla yoğrulmuş sesi bedeninden büyük bir kadın… Kara gözleriyle hayata, ülkesine, sanata ışık saçan bir kadın… 32 yaşındaydı. Yıl 1967… Ömürlük bekleyişine mi canı sıkkındı bilinmez ama arabayı hızlı kullanıyordu o gün. Önüne aniden çıkan okul servisine çarpmamak için direksiyonu kırdı. Savrulan arabadan bir kuş gibi süzüldü bedeni… Ve o güzel başı kaldırım taşına düştü sertçe… Hayatı boyunca önüne çıkmış tüm taşları elleriyle tırnaklarıyla kazıyarak zindanından çıkan bu kadın ne yazık ki bu son taşı geçemedi… Ölümü herkeste büyük bir şok etkisi yarattı. Kalpleri, sakalları ve cüppelerinden de kara mollalar Füruğ’un cenaze namazını kılmayı reddettiler. Bir şair arkadaşı kıldırdı namazını ve derler ki öyle büyüktü ki Füruğ cenazesinde düşmanları da saf tuttu ruhunun huzur bulması için… Ömrü boyunca dolduramadığı boşluğun büyük parçası oğlu Kâmyar üzerine kurulan baskıdan, annesinden koparılmasından sonra zamanla savrulup gitti, İran sokaklarında bir meczuba dönüştü. Bu büyük kadından geriye hiç unutulmayacak sesi kaldı geride KUŞ ÖLÜMLÜDÜR SEN UÇMAYI HATIRLA Onun sesi ve şiiri sizlere emanet… Füruğ, Frida, Virginia, Sylvia, Nilgün, Didem… ve daha niceleri.. Bir şiirle analım yüreği kuş, ruhu kanat yaraları hep aşktan olan bu kadınları…. Kitap Okuyan Bir Kadına Aşık Olma Bir kadına âşık olma, eğer o kadın kitap okuyorsa, çok fazla hissediyorsa, yazı yazıyorsa... Eğitimli, büyülü, deli dolu, çılgın bir kadına âşık olma. Düşünen, ne bildiğini bilen ve uçmayı da bilen bir kadına âşık olma; kendinden emin olan bir kadına âşık olma. Aşık olurken gülen ya da ağlayan, ruhunu bedene dönüştürmesini bilen bir kadına âşık olma. Hele ki şiiri seven bir kadına âşık olma (çünkü en tehlikelileri onlardır), bir tabloya yarım saat bakabilen, müzik olmadan yaşayamayan bir kadına âşık olma. Politikayla ilgilenen, isyankâr ve adaletsizlikten büyük korku duyan bir kadına âşık olma. Televizyon izlemekten hoşlanmayan bir kadına âşık olma. Yüz hatları veya bedeni fark etmeksizin kendi güzelliğini taşıyan bir kadına âşık olma. Yoğun, eğlenceli, zeki ve saygısız bir kadına âşık olma. Sakın böyle bir kadına âşık olmayı isteme. Çünkü eğer böyle bir kadına âşık olursan, o seninle kalsa da kalmasa da, seni sevse de sevmese de, böyle bir kadından asla geri dönemezsin. Martha Rivera-Garrido DİPNOT: O büyüleyici film "En Sevdiğim Pastam"ın muhteşem dans sahnesindeki şarkı Füruğ'un çok sevdiği kardeşi "Feri" tarafından seslendiriliyordu. youtube.com/watch?v=LeBVH4S... Feri için ek bilgi: munirtireli.wordpress.com/2021/09/11/feri... Ve büyük boşluğun sebebi Kâmi için ek bilgi : cafrande.org/furug-ferruhzad...
Şiir
Ah AyetleriNasser Saffarian · Yapı Kredi Yayınları · 201936 okunma
·
384 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.