Gönderi

7/10
·412 syf.··
2025 5. kitabı
Kitap, Sapiens'in tarihi yolculuğunu kısaca açıklayarak ve daha sonra 70.000 yıl önce gerçekleşen bilişsel devrimden itibaren gelişmeye başlayan olayları esas alarak başlıyor. Bilişsel devrim öncesinde yaşamış ve sonrasında yaşayan insan ve hayvan türleri ile Sapiens'in başkalaşımı yaklaşık olarak bahsedilen dönemde başlamış ancak Sapiens'i bu denli farklı bir canlı türü kılan bu devrimin neden gerçekleştiği sorusuna bir cevap vermiyor. Günümüzden 2 milyon ila 10 bin yıl önceleri arasında yeryüzünde pek çok insan türünün aynı anda yaşamış olduğundan bahsediyor. Bilişsel devrimden sonra Sapiens, yeryüzündeki diğer canlı türlerine ve özellikle insan türlerine üstünlük kurmaya başlamış. İnsanın alet üretimine ait ilk kanıtlar ise 2,5 milyon yıl öncesine aitmiş. 300 bin yıl önce ise yeryüzündeki insan türleri ateşi günlük olarak kullanıyorlarmış. Sapiens 70 bin yıl önce Afrika'dan dünyaya yayılmaya başlamış. Bilişsel devrimle hiç görmediği hayali varlıklar hakkında konuşabilmeye başlayan Sapiens artık bir toplumu bir arada tutabilecek mitler ve inanç sistemleri geliştirmeye başlamış. Bu sayede genetik yapısı hiç değişmese bile kültürel olarak yeni değişikliklere hızla adapte olabilen Sapiens nesilleri yetişmiş. Yani tarih ile biyolojinin ayrıldığı nokta bilişsel devrimmiş. Daha sonra gerçekleşecek olan tarım devriminin arefesindeyken insanlar köpeği çoktan evcilleştirmiş hatta denize açılan ilk insanlar tarihin ilk balıkçı kasabalarını bile kurmuş durumdalarmış. Bu dönemin insanları şimdiki insanlara göre çok daha donanımlı olmak zorundaydılar. Alet yapımına ve doğaya ait doğaya dair pek çok şeyi öğrenmek ve akıllarında tutmak dışında şareleri yokmuş. Bu nedenle kendi iç dünyalarını da ustaca öğrenmişlerdi. Bu insanlar beslenme ve sağlık konularında kendilerinden sonra gelecek olan köylü Sapienslere göre çok daha iyi ve müreffeh durumdalardı. Dönemin hakim inancı tüm varlıkların eşit ruhları olduğuna inanan animizm idi. Ancak bu dönemde bile Sapiens adım attığı bölgedeki çoğu canlı türünü yok ediyordu. Bilissel devrim sonrasında avcı toplayıcı toplumlar hızla dünyaya yayıldı ve bunun sonucunda Sapiens kutuplara Amerika'ya ve Avustralya'ya kadar ilerleyip yerleşti. Derken 10.000 yıl önce tarım devrimi gerçekleşti. 9500 yıl önce Türkiye'de ilk tarım toplumları kurulmuş tarım farklı kıtalardaki birbirinden habersiz medeniyetlerde bağımsız olarak başlamış durumdaydı. Tarım devrimi kolay bir hayat arayışı sonucunda ortaya çıkmış olsa da çiftçi insanlar atalarından daha zor şartlarda kısıtlı imkanlarla yaşamışlar. Yazar aslında buğdayın insanı evcilleştirdiğini söylüyor. Toprağa bağımlı hale gelen insanlar şehir, krallık, devlet gibi yapılara zemin hazırlamış. Ayrıca bu dönemden sonra insan nüfusu katlanarak artmaya başlamış. Kollektif güçteki artış her zaman bireylerin daha çok ızdırap çekmesine neden olmuş. Yazar Jean-Jacques Rousseau ve John Stuart Mill gibi insanın ilerledikçe mutsuzlaştığını savunuyor gibi görünüyor. Çiftçiler güvenlik için sur, silah, devlet, iş içinse takvim, saat gibi yeniliklere ihtiyaç duydukça gelecek odaklı yaşamaya başlamışlar. İlk büyük imparatorluk akatlar M.Ö. 2500'lerde ortaya çıkmış. Böylece hayali düzenler yaklaşıp yaygınlaşıp insanlığın büyük bölümünü etkisine almaya başlamışlar. Ancak tabi ki bunların sadece hayal olduğunu kimse itiraf edememiş. İnsanlar M.Ö. 3000'lerde konuşma dilinin yetersiz kaldığı konuları kaydetmek için yazıyı ve sayıları ortaya çıkartmışlar. Bu durum ise hiyerarşi kategorizasyon gibi düşünsel özellikleri doğurmuş ve bu hiyerarşi insanda dahil her şeyi etkilemiş. Biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki ilişki bu dönemde başkalaşmaya başlamış. Sapiens için güç fiziksel güçten çok sosyal beceriler ile belirlenilmiş. İnsan yapısı olan kültürler çelişkilerle doluymuş. Ve bu çelişkileri giderme çabası kültürel değişimleri tetiklediği için hayati öneme sahipmiş. Tarihin insanlığın birleşmesi yönüne doğru gittiğini söylüyor. Para daha önce kralların ve peygamberlerin başaramadığını başarıp tüm insanları ortak bir değer etrafında birleştirmiş. Para da yazı ile aynı çağ ve bölgede icat edilmiş. İmparatorluklar ticari faaliyeti artırmış ve emperyal vizyonda tarım gibi bağımsız toplumlar arasında bağımsız olarak çok defa tekrardan keşfedilmiş. Dinler de tarım devrimi sonrasında insanın doğaya hükmetmeye başlamasından sonra giderek insan merkezli bir hal almış. İlk tek tanrılı din Mısır'da M.Ö. 1300'de Firavun tarafından ortaya çıkarılmış. Bilimsel devrimi mümkün kılan şey, insanların cehaletlerini keşfetmeleri olmuş. Ancak bilimsel araştırma, din veya ideoloji gibi dünya görüşleriyle ittifak kurarak gelişir. Avrupalılar cehaletlerini fark ettikten sonra emperyal amaçlarına ulaşmak için yeni kıtalara kaşifler ve bilim adamları göndermeye başladılar. Bu şekilde coğrafi keşifler ve yerlilere edilen zulüm başlamış oldu. Bu cehaleti fark edip harekete geçemeyen medeniyetler ise keşiflerden geri kaldılar. Bu noktadaki değişim altın çağın geçmişte kaldığı fikrinin yerine altın çağın gelecekte mümkün olabileceği fikrine bırakmasıyla paralel ilerledi. Bilim böylece doğmuş oldu. Ancak bilim ve imparatorluğun yükselişinin arkasında bir güç daha vardı, kapitalizm. Bu anlayışın temelinde büyüme kavramı yatıyor. Geleceğe duyulan güven üzerine inşa edilen bu anlayış, kredi, hisse gibi hayali gelirler üzerine inşa edilen bir ekonomik söylemi doğurmuştur. Böylece kredi alabilen şahıs ve şirketler çok daha kolay ve hızlı büyüme yakalamışlardır. Bu anlayışın temel kuralı üretimin kârı üretime artırmaya yatırılmalı şeklindedir. Kapitalist dünyada huzur ve güven ortamını temin edebilen ülkeler zengin hale gelmiştir. Bu dönemden sonra şirketlerin savaşlara katıldığı, ordular ve ülkeler kurup köle ticareti yaptığı bir dönem yaşanmıştır. Ancak bu pis dönem 1900'lerden sonra gerilemiştir. Bunda komünizm tehdidinin önemli bir rolü vardır. 1825'te buharlı trenin icadı ile dünya ulaşılabilir hale gelmeye başladı. Sanayi devrimi böylece başlayacaktı. Gıda ve nüfus artışına olan etkisine bakılırsa bu ikinci tarım devrimidir. Kapitalist ekonomi ayakta kalabilmek için insanların değerlerini değiştirmek, onları bireysel ve tüketim bağımlısı insanlar yapmak zorundaydı. Devletler bu şekilde ailenin yerini almaya başladı. Daha sonra da savaşlar, silahlar ve atom bombaları. Bu sürecin insanı tanrılaşmaya götürdüğünü ifade ediyor. Ve son sözü de şu: "Ne istediğini bilmeyen doyumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?"
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,6bin okunma
·
114 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.