8/10
·144 syf.··
2021 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2021 04:13
Giriş ve sonuç bölümleri haricinde altı ana bölümden oluşan kitap, altmış sekiz alabaşlığı bu bölümlerin altında barındırmaktadır. Kitap başlangıcında şamanlığın ve Şamanizm’in tanımını yapan yazar, bu inanç sistemi için en çok sorulan sorulara da cevap vererek devam etmiştir. Perrin, Şamanizm’i, ‘toplumun ve kurumlarının tümünü ilgilendiren toplumsal bir olgu’ olarak tanımlamıştır. Şamanizm, buna göre üç alt başlık içerisinde incelenmiştir. Beden ve ruh başta olmak üzere düalist bir görüşle incelenen inanç sistemi, beden ve ruh arasındaki ilişkinin inanca dökülmüş hali olarak görülebilir. Öyle ki Şamanizm’de yer alan inanca göre, beden öldükten sonra ruhun yaşayacağı yönündedir. Bunun kitap içerisinde verilen ilk bilgilerden biri olması elbette önemlidir. Çünkü Şamanizm, dünya görüşü olarak da canlı olan ve bir bedene bürünen varlıkların ruhunun, onlar öldükten sonra yaşayacağına inanan bir sistem olarak ortaya çıkmıştır. Öyle ki animizm görüşünü benimsemeleri de bundan ileri gelmektedir. Nesnelerin de bir ruhu olduğuna inanan bu sistemde yer alan unsurlar, tamamen ruhlara hitap etme yönündedir. İçinde yaşanılan kavim, doğa, insanlar ve bütün nesnelerin de ruhuna çeşitli ritüellerle saygı gösterilir. Şamanizm, canlı ve cansız varlıklara saygı göstermeyi düstur edinmiştir. Elbette bu tür toplulukların ritüel ve uygulamaları da bu prensibe göre şekillenmiştir. Şamanizm’de, insan ve dünyaya dair gerçekleşen kötü ve iyi şeylerin, genellikle, öteki dünyadan geldiğine inanılır. Hastalıkların, kuraklığın, açlığın, ölümün... hepsi öte dünyada var olan kutsal ruhlar tarafından insanların başına getirilmektedir. Şamanizm’de iletişim teknikleri de oldukça önemlidir. Öyle ki şamanların, öteki dünya ile kendi isteğiyle iletişim kurabilme yeteneği, var olduğu toplum içerisinde oldukça ilgi görür. Şaman bu iletişimi kurabilmek için transa geçer. Esrime ya da trans durumuna hazırlanmak için zehirli bitkilerden yardım alabilirler. Bu zehirli bitkiler, şamanların odaklanmasını sağlar ve onları gidecekleri ruhsal yolculuğa hazırlar. Şamanların diğer insanlardan farkı seçilmiş olmalarıdır. Perrin burada şöyle bir ifade kullanır: ‘Sanki öteki dünya bir yandan insanlığa eziyet ederken, diğer yandan da şamanı yardımcılığına getirmektedir. Sahip bulunduğu gücün ufak bir bölümünü olayların derin anlamını kavramaları, sıkıntıların yükünü hafifletmeleri, daha önce sözü edilen borcun ödenmesini erteleyerek ölümleri geciktirmeleri için şamanlara devretmektedir. Buna karşılık, şaman da çevresindekilerin saygı göstermesi gereken bir tür sözleşmeyle öteki dünyaya bağlıdır.’ Şamanın belki de tam olarak tanımını bu ifadelerde görebiliriz. Üçüncü bir işlev olarak da şamanın toplumsallığına değinen ve toplum içerisinde birleştirici bir güç görevi gören şaman, aynı zamanda öteki dünyayla bağlantı kurabilen tek kişi olduğundan dolayı içinde bulunduğu toplum tarafından el üstünde tutulur. Bundan sonraki kısımlarda şaman sözcüğüne ve kökenine değinen yazar, şamanın işlevlerine bağlı olarak bu sözcüğü ortaya çıktığı toplumlara göre inceler. Şamanların şarlatan olup olmadığına da değinen yazar, bu kısımda şamanlıkla şizofrenliğin karıştırılabileceğine değinmiştir. Hatta bazı bölgelerde ‘arktik isteri’nin bulunduğu kişilerin şaman olarak algılanabildiğini de belirtmiştir. Hatta başka psikolojik rahatsızlıkların da görülebildiği, bu insanların hastalıklarının onun şaman olmasına yorulduğu topluluklar bulunduğu da belirtilmiştir. Diğer Şamanizm kitaplarında da bu olgu çokça geçmektedir. Bazı şamanların, gerçek şaman olmadığı da kanıtlanmakta ve buna dair bulgularla açıklanmaya çalışıldığı görülmektedir. Şamanizm’in büyünün aşırı bir biçimi olarak tanımlanmakta olduğunu da dile getiren yazar, dini ve Şamanizm’i karşılaştırır. Din ve Şamanizm arasındaki ayrım, dinin daha kolektif; Şamanizm’in ise daha toplumsal olduğunu ve şamanın tamamen içinde bulunduğu topluma göre hareket etmekle kalmayıp, onlara kendini adadığını ifade eder. Mircea Eliade’nin de Şamanizm’in anlaşılması yolundaki ufuk açıcı çalışmalarına değinen yazar, kitaplarında bu inanç sistemini nasıl işlediğine detaylı olarak değinir. Uzun zamanlardan beri tartışılan ve hala bir sonuca ulaşılamayan ‘Şamanizm bir din midir?’ sorusuna da yer veren yazar, bazı araştırmacıların Şamanizm’in din olduğu konusuna oldukça karşı çıktığını belirterek, kendisi soru altında verdiği yanıtlarla bu soruya olumlu bir yanıt verilebildiğini ifade eder. Bir sonraki bölümde incelenen konu ise Şaman Olmak’tır. Şaman kişilerinin genellikle atadan şaman olduklarını ya da seçilmiş olduklarını dile getirmiştik. Bu kısımda Perrin, nasıl şaman olunduğunu ya da olunacağını bizlerle paylaşmaktadır. Belirtildiği üzere; ‘Bir insan şaman olma isteği duyuyorsa bazı uygun işaretleri algılamışsa ya da grubu tarafından üstü kapalıca yüreklendirilmişse, öteki dünyanın sık sık kendini belli ettiği yerlerde bulunmaya özen gösterir. Böylece öteki dünyanın ilgisini çekeceğini umut edebilir.’ Bu isteme dayalı şaman olma arzusundan kaynaklıydı. Bir de aile ve atadan kalan şaman yadigârı bulunmaktadır ki kişinin doğuştan şaman olduğuna inanılır. Bir diğeri de kendiliğinden seçim işlemidir. Bu kişileri seçen ruhlar oldukça çeşitli olabilir. Örnek olarak, hayvan ruhları, ruhlar ve tanrılar seçim işlemini gerçekleştirir. Şamanlık işaretleri, kişinin şaman olma adımındaki en önemli görüngülerdir. Öteki dünya tarafından yapılan seçim işleminde, şaman olacak kişide bir şamanda olması gereken karakteristik işaretler birikir ve bir tür de kopukluk oluşur. Kopukluk önemlidir çünkü kişinin gerçekten seçildiğine dair sağlam bir kanıttır. ‘Şamanların yaşam öykülerinde adlarını en çok andıkları seçilme ya da yatkınlık işaretleri rüyalar, görüler, hastalıklar, bazı yiyecekleri sindirememe, garip tutumlar ya da tuhaf karşılaşmalardır.’ Bu kanıtlar, bir kişinin şaman oluğu anlamına gelmemektedir. Ruhlardan alınan işaretler bile kişinin şaman olmasına yetmez, bu nedenle her işaret alan kişinin şaman olduğu söylenemez. Bahsedilen işaretler, belirsiz bir süre sonunda birikir ve işaretleri alan kişi birden tamamen büyük bir kopuş yapar. Bu kopuş, yarı ölüm hali ve altüst olma olarak nitelenir. Bir kriz olarak ortaya çıkan bu hal, kişinin başına kendini kabul ettirmiş bir şamanın gelmesi ve şamanlığı teyit etmesi ile biter. Bu teyit etme merasiminde, büyük şamanın öteki dünya ile ilişki kurması sonucunda ruhların kararı iletilir ve olumlu karar alındığında, bir dizi ritüel eylemin yaşanması ile sırra erme gerçekleşecektir. Şamanların yardımcı ruhları da bulunmaktadır. Yardımcı ruhların genellikle hayvan bedeninde karşımıza çıkması, birçok açıdan dikkate değerdir. Burada hayvan kutsallığının da pasif bir inanç olmadığı görülür. Hayvanlar yaşama adapte edilir. Şamanın öteki dünya ve ruhlarla kurduğu iletişim biçimleri bulunmaktadır. Normal hayatında sıradan bir insan olan şaman, trans hali ve esrime tekniği, şamanın öteki dünya ile kurduğu iletişimde karşımıza çıkan iletişim biçimlerinin en bilinenlerindendir. Şaman, burada bir tür bayılma ve kendinden geçme hali yaşar. Fakat Perrin, trans ve esrime kelimelerinin farklı anlamlarından ve ifade ettiği davranış biçimlerinin daha farklı olmasından dolayı, şamanların kendinden geçme halinin bu sözlerle tanımlanmaması gerektiğini düşündüğünü belirtir. Burada da yine şamanın odaklanmasını sağlayan zehirli bitkilerden fazlasıyla söz edildiğini görmekteyiz. Claude Levi Strauss’un simgesel etkinlik adlı çözümlemesini de makale içerisinde ele alan yazar, bu konu üzerinde fazlasıyla durmuştur. Bazı şamancıl güçler bulunmaktadır. Bunlar, şamanın toplum içerisinde oldukça bilinen güçlerindendir. Bu güçlerden biri kehanettir. Şamanlar kehanette bulunabilirler. Ayrıca şaman ruh kılavuzluğu da yapmaktadır. Bunu açmak gerekirse, ölen bir kişinin ruhunu etkisiz hale getirmek için şaman ruhu mezara kadar götürmelidir. Bu şamanın en önemli görevlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Şaman olmanın bazı yararları olduğu gibi sakıncaları da bulunmaktadır. Şamanlar, kolektif ayinler düzenlediğinde onlara doğrudan bir karşılık ödenmediği bilinmektedir. Özel talepler doğrultusunda emeğinin karşılığını alan şaman kişisi, genellikle yoksul olarak addedilir. Ödemeler ücret olarak yapılmaz. Sadece tedavi süresince şamanın odaklanabilmesi için sanrı uyandırıcılar temin edilir. Bir şamanın ölümünde ilgi uyandıran yanlardan biri defin törenleridir. Çünkü şamanın öteki dünyadaki geleceği bile herkesten farklı olarak düşünülür. Törenler, bölgeden bölgeye ve coğrafyadan coğrafyaya göre değişmektedir. Örnek olarak; ‘Sibirya'daki Hantıylarda ve Mansilerde şamanlar ortak mezarlığa gömülürler. Ancak, kıyafetleri ve aksesuarları özel bir ambarda ya da köyden uzakta bu amaçla yapılan özel bir evde saklanır.. Brezilya'daki bir Bororo şamanı için yapılan defin töreni de sıradan bir insan için yapılan törenden çok farklıdır. Şaman öldüğünde, bir aroe yani pozitif bir ilke olacak yerde maereboe olur; yani, dünyanın yakasını bırakmayan uğursuz ruh bope'nin özellikle tehlikeli bir kategorisi haline gelir. Bu üzücü şamancıl yazgı, Bororoların büyücülük yapan şamanlarına karşı duygularının zayıflamış olduğunu gösterir. Ölmüş bir Bororo şamanının yakın akrabası tüm bir mevsim boyunca bazen de sonsuza dek köyü terk etmelidir. Karısı da sonsuza dek "hastalık bulaşmış" olarak kalacaktır. Ve nihayet eğer şaman, yaşamında gerçekten sert, acımasız bir tutum sergilediyse, kemikleri diğer ölülere yapıldığı gibi temizlenecek, dekore edilecek ve bir göle ya da mağaraya konacak yerde birbirlerinden ayrı olarak uzakta bir yere toprağa gömülür. Üstelik diğer şamanlar onun kin güdücü davranışlarını etkisizleştirmek üzere müdahale etme durumundadırlar.’ Sonraki bölümlerde şamanın cinlenmesi ve büyü ile ilişkisi üzerinde durulmuş aynı zamanda şaman, diğer dinlerdeki din adamları ile karşılaştırılmıştır. Batılı ve özellikle neo-şamanları da inceleyen yazar, eski şamanlıkla yenisinin arasında bulunan farkları ifade etmiştir. Daha sonra ise Castaneda olayından bahsetmiştir. Neo-şamanizm bölümü, oldukça ufuk açıcı olmuştur benim için. Herkesin kendisi için şaman olabileceği fikri, bir nevi şamanlığın yaşatılmasının gerekli bir unsur olması, bir anlamda da doğaya verilen değerin, insan ruhuna verilen değerin böyle gelebileceğinin düşünülmesi açısından kıymetlidir. Sonuç kısmında Şamanizm’i bir din olarak kabul ettiğini gördüğümüz Perrin, Şamanizm’in günümüz dünyasında pek anlaşılamadığını ve dışlanmakta olduğunu da dile getirmektedir. Michel Perrin, bu kitabı bir saha araştırması sonucu yazmamıştır. Kitap içerisinde bütün bölümler ve alt başlıklarda kaynak ismi ve araştırmacı ismi verilip bilgilerin doğruluğu sağlanmaktadır. Buradan yazarın sahaya çıkmadan bu kitabı yazdığına kanaat getirmekteyiz. Zaten yazar da sonuç kısmında bu çalışmanın bir inceleme çalışması olduğunu belirtmektedir. Bütün bunların dışında Şamanizm konusunda en yaygın bilgileri almış ve akıcı bir dille işlemiştir. Elbette bu çeviri bir kitap, bu anlamda çevirisi de oldukça anlaşılır bir şekilde kaleme alınmıştır. Okunması tavsiye edilir.
ŞamanizmMichel Perrin · İletişim Yayınları · 2014139 okunma
·
86 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.