·229 syf.····Okunma: 31 Aralık 2021 11:02 Çok değerli Abdulkadir İnan hocanın bize bıraktığı araştırma eserlerinden biri olan ‘Tarihte ve Bugün Şamanizm’ kitabı eski Türk dini hakkında yazılan kült kitaplardan biri olarak adından söz ettirmektedir.
Abdulkadir Hoca, kitabın ilk kısmında Altay ve Yakutların şamanlığının tamamıyla Türk dini düşüncesini oluşturmadığını ve zaman içerisinde büyük devletler kuran, hakanlıklar kuran Türklerin dünya algılarının ve dini görüşlerinin Altay ve Yakut Şamanizmi'ne göre çok daha gelişmiş olduğunu belirtmektedir. Türk dininin İslam’a gelene kadar hangi dinleri benimsediğini bu kısımda anlatan İnan, Türk tarihinden başlayarak Çinliler ile olan münasebetlerin, Budizm, Manihaizm ve Hıristiyanlık ile ilgili olan yakınlaşmaların yerini nasıl İslam’a bıraktığını ve Şamanizm’in de İslam ve Budizm’e bıraktığı kalıntıları ile beraber sadece Altay ve Yakut coğrafyasında barınabildiğini belirtir.
Diğer bölümlerde Şamanizm’in inanç dünyasına giriş yapan yazar, Türk düşüncesinde kozmogoniyi açıklayarak bu kavram içerisinde yer alan yaradılış mitlerini işlemektedir. Kurttan türeyişler, ağaçtan türeyişler, Tanrı kelamları, Eje ile Törüngey’in cezalandırılışını, Tanrı’nın buyruklarını, Şeytan’ın yeraltına indirilişini, yeryüzü şekillerinin oluşumuna dair mitleri anlatmaktadır. Yine başka bir mit olarak Ülgen’in yeryüzünü yaratması da verilmektedir. Ay Atam miti yine bu kısımda anlatılmaktadır. Tufan efsanesinde ise Hz. Nuh anlatısında olduğu gibi Türklerde de bir tufan efsanesi bulunmaktadır. Bu efsanede Nama adlı kişi bir gemi yapar ve insanlar ile hayvanları içine alır. Daha sonra gemi yüzer. Sular çekildiğinde gemi, Çomgoday ile Tuluttu dağlarına oturur. Daha sonra Nama, suyun derinliği öğrenmek için sırasıyla kuzgun, karga ve saksağan gönderir. Hiçbiri geri dönmez. En son bir güvercin gönderir ve güvercin ağzında bir dal ile geri gelir. Tufan haberi ile ilgili de çeşitli mitler olduğunu görmekteyiz. Eskatoloji mitlerinde ise dünyanın sonu ile ilgili anlatılar bulunmaktadır. Kalgançı çağı da denilen dünyanın sonu şöyle işlenmektedir: ‘Kalgançı çak inanışına göre zaman geçtikçe kişioğlu topluluğu azalacak, günah işlerden çekinmeyecek, fenalık alabildiğine çoğalacaktır. İyi Tanrı Ülgen bu günahlı topluluktan uzaklaşacak, karanlık dünyadaki kötü tanrı Erlik yeryüzüne yaklaşacak, yardımcılarından Karaş ondan önce yeryüzüne çıkacaktır. Kişioğulları iyi tanrı Ülgen’i unutacaklar. Yeryüzünde insanları kazanmak için kötü tanrılarla iyi tanrılar savaşacak. Karanlık dünya tanrıları Erlik, Karaş ve Kerey insanları karanlık dünyasına, iyi tanrılar Ülgen, Mangdışire ve Maydere aydınlığa iyiliğe çekecekler. Her iki taraftan ölenler olacak. Nihayet tek başına Ülgen kalacaktır. Ülgen ‘ölüler kalkınız’ diye bağıracak ve bütün ölüler dirilecektir.’ Dünyanın sonu ile ilgili en yaygın inanış bu şekildedir.
Tanrılar, ruhlar ve putfetişlerin işlendiği bölümlerde ise Türklerin inandığı tanrı tasavvuru yapılmıştır. Çok tanrılı bir din olarak bilinen Şamanizm’de büyük tanrıdan (göktengri) başka Savaş Tanrısı olan Kayrahan ve Ülgen çokça zikredilmektedir. Ayrıca ruhların da iyi ve kötü ruhlar olduğunu, kötü ruhların genellikle hastalıklardan sorumlu tutulduklarını görmekteyiz. Putfetişler kısmında ise Türklerin ongon-ongunlarını görmekteyiz. Bu ongunların töz-tös adları ile anılması, çeşitli şekillerde ongunlar yapılması, genellikle keçeden yapılan ongunların varlığı evin duvarlarında yaşarken, bazı ongunların saklandığı görülür. Aynı zamanda bu töz-tösler atalar kültüne de işaret etmektedir.
Şamanizm’de canlı ve cansız varlıklara anlamlar yüklendiğini görmüştük. Bu varlıklara kült denilmesi ile bir de ruhları olduğu düşünülmektedir. Örneğin dağ, ateş ve su birer külttür. Aynı zamanda bu kültlerin ruhları-iyeleri de bulunmaktadır. Jean Paul Roux’un kitabında da gördüğümüz üzere, Türk halklarının bulundukları bölgeye göre kutsallık atfettikleri bir nehir veya dağ bulunmaktaydı. Bu kültlere dair inanışlar arasında, çeşitli zamanlarda onlara kurbanlar sunularak saygı gösterilmesi de bulunmaktaydı. Ateş ve Ocak başlığında da ocağın Türk inanç ve aile yapısında önemli bir yerinin bulunması, ateşin burada belirleyici rol oynaması, ocağın evin merkezine yerleştirilmesi ona atfedilen anlam değerini de bizlere göstermekteydi. Bu kısımda ilk insan olan Targın Neme’nin Ülgen sayesinde hayvan eti yemeye başladığını ve Ülgen’in insanlara ateş yakmayı öğrettiği anlatısını okuruz. Türk mitolojisinde tanrıların merhametli olması, Türk soylu halkın zihin yapısının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine burada ateş ruhundan bahsedildiğini de görmekteyiz.
Şamanların hayatından, yaşayışından, nasıl şaman olunduğundan ve onlardan beklenen görevlerin neler olduğundan bahseden İnan, detaylarıyla, Türk düşüncesindeki şaman varlığını bizlere aktarmıştır. Buna göre her kam veya şamanın kendisine dair bir yardımcı ruhunun bulunduğuna inanılır. Bu yardımcı ruhlar, genel olarak hayvan biçiminde düşünülürler. Öyle ki şaman da kendi ruhunun bir hayvanda (kurt, ayı) cisimlendiğine, vücuda geldiğine inanırlar. Hatta bir inanışa göre iki rakip şamanın, ruhlarının bağlı olduğu hayvanların birbirleri ile kavga ettiklerini ve hatta birbirlerini öldürdüklerine inanılır. Yine kam ve şamanların hayatlarına dair bilgileri Kırgız-Kazak, Altay, Yakut, Cücenlerden örneklerle aktaran yazar, detaylarıyla hayatın içindeki şamanları, inanışlarını ve görevlerini aktarmaktadır. Burada şaman cübbesi ve külahının da özel anlamlar taşıdığına inanmaktayız. Öyle ki dünyadaki bütün din adamlarının çok eski devirlerden itibaren kendilerini diğer insanlardan ayırmak için özel kıyafetleri giyindikleri bilinmektedir. Şamanların giydiği cübbeye çeşitli coğrafyalarda çeşitli isimler verildiği görülür. Bu isimlerden bazıları Altaylılarda ‘manyak’, Yakutlarda ‘kumu, oyun tangasa’ gibi isimlerdir. Altay ve Yakut laman cübbelerinin birbirlerine benzediklerini fakat yine de aralarında bazı farklar bulunduğunu belirtmektedir. Bu farklardan birinin ‘emeget’ denilen ruhun sembolü ile kuş resimleri olduğu belirtilir. Ayrıca şaman cübbesinin üzerine asılan, takılan malzemelerden de bahsettiği görülür.
Daha sonraki bölümlerde ayinler ve şölenlerden bahseden yazarın, şamanın bu törenlerdeki varlığı üzerinde durmuş ve toplumun ondan beklentilerini dile getirmiştir. Şaman duaları ve ilahileri kısmında ise örnek ilahiler ve duaları belirterek, bunların hangi tür ayinlerde ve nerelerde kullanıldığına, söylendiğine ve efsunlarından bahsedildiğine şahit olmaktayız. Falcılık kısmında ise şamanların kürek kemiğiyle, aşık kemiğiyle, kumalak falıyla ve daha birçok madde ile fal baktıkları ve kehanette bulunulduğunu dile getirerek, bu fallarda kullanılan materyallerin hiçbir özelliğinin olmadığını ve sadece fal bakma düşüncesinin o zamanlardan bu zamanlara geldiğini dile getirmektedir. Bir sonraki bölümde yağmur taşı olarak bilinen yada taşı ile ilgili inanışlar aktarılmaktadır. Evlenme ve çocuk sahibi olmaya dair Türk düşüncesinde yer alan inanışların, farklı kavimlerdeki farklılıkların bahsedildiği bir bölüm ise yine Türk düşünce sistemini anlamamız açısından oldukça değerlidir.
Şamanizm düşüncesinde ruh ve can kavramlarını diğer kitapları raporlarken uzun uzun değinmiştim. Bu nedenle burada da aynı şeyleri anlatmak istemediğim için kısa geçeceğim. Ruh, insan bedeninden de ayrı yaşayabilen canlı bir unsur olarak tasavvur edilmiştir. Bu nedenle insan uyurken ruh, vücuttan ayrılabilir ve gezebilir. Hatta rüya görmek bu inançla ilişkilendirilmektedir. Bu kısımda ölü aşından, ölüler için düzenlenen yuğ ve yas törenlerinden, şamanın bu törenlerdeki görevlerinden ve yas törenlerinden bahsedildiği görülmektedir.
Diğer kitaplardan farklı olarak, bu kitapta Burhanizm’e ayrı bir başlığın açıldığı görülmektedir. Burhanizm, çağdaş Şamanizm'in ıslah edilerek zamanın isteklerine uydurma teşebbüsüdür. Altaylıların bu harekete ‘Ak Din’ adını verdikleri görülür. Burhanizm hareketi, bir süre sonra bastırılmış olduğunu da yine bu kısımdan öğrenmekteyiz. Son kısımda ise Müslüman Türklerde Şamanizm Kalıntılarını işleyen yazar, İslamiyet’i seçerek Müslüman olan halkların, Şamanizm’den kalıntıları hala taşıdıklarını belirtmektedir. Buna göre Müslüman Türkler, bugünkü inançlarında hala Şamanizm'i bilmeden de olsa yaşatmaktadırlar.
Oldukça yoğun bir ders kitabı niteliği taşıyan bu kitap, Abdulkadir İnan Hoca’nın bize bıraktığı değerlerden sadece biridir. Türk kavimlerinde yer edinen eski dinin, bu dini benimseyen toplulukların arasındaki farkların ve benzerliklerin işlendiği bu kitap, Türk soylu halkların zihin yapısını ve dünya tasavvurlarını bizlere göstermektedir. Öyle ki kitap içerisinde verilen mitler, inanışlar ve ritüeller bile bu insanların yaşayışına dair önemli bilgiler içermektedir. Şamanizm hakkında okunması gereken ve bu inanca sahip insanların zihin yapılarının anlaşılması bakımından eski Türk tarihi ile ilgilenen ve mitolojiye ilgisi olan herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.