elif

@narrans
10/10
·479 syf.··
2022 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2022 14:11
Bir insanın iç çatışmaları en fazla ne kadar hissedilebilir? Onun ihtiyacı olan şeyler, ne kadar anlaşılabilir? İnsana mı ihtiyaç vardır, yalnızlığa mı? İçinde yaşamaya alıştırıldığımız dünyada nereye yönelmeli? Birey mi önemli toplum mu? İsa bize ne anlatır? Bilge olmak için felsefe mi okumak gerekir? Ya oyun yazmak için ne okumak gerekir? İnsan kendi oyununu yazabilir mi? Hayat sahnesinde oynayacağı oyunun sonunu bütün insanlıkla birlikte mi yazar? Öyle çok soru var ki! Hangi birine cevap vermeli, hangi birini anlamlandırmalı? Hayatın anlamına yönelirken, hayatın kendisini kaçırabilir mi insan? Hayatın ibaret olduğunu sandığımız ‘şey’, kişinin ruhunda yaşanan sarsıntıları, ruhsal bunalımları, düşüşleri durdurabilir mi? Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay’ın kişiye yöneldiği, içsel sıkıntılarını, yaşayışını, neye ihtiyacı olduğunu, kararsızlıklarını, hayatına giren kişilerin bıraktığı izleri, onda yaşattıkları sarsıntıları, sakinlikleri anlattığı romanıdır. Ben kitabı okurken daha çok Hikmet’in bakış açılarına takıldım. Hikmet, kararsız bir kişilik ve kimin yanında olmasını, kimin olmamasını bilemediği için birçok zelzeleye maruz kalıyor. Her seferinde büyük sarsıntılarla geçirdiği hayatı elbette ruhunda, kalbinde, benliğinde bazı çatlaklar oluşturacaktı. Kitabın başlarında ‘Ölmek istiyorum. Güzel kalmak için yapabileceğim tek hareket bu.’ der Hikmet. Bu sözden sonra başlıyor belki de kitap. Bu sözden sonra giriyoruz Hikmet’in iç dünyasına, yalnızlığına, insanlarla olan çatışmasına... Hikmet, insanların ilgisizliğinden yakınır, ona karşı olan tutumlarından, onu anlamayışlarından yakınır. Kitabın sonlarına doğru da bundan vazgeçtiğine tanık oluyoruz. Kesilen ümitlere tanık olmak, kendi hayatınızı getiriyor aklınıza. Bütün ümitlerinizi, kırılan ya da kırıldığını sandığınız hayallerinizi, mutluluklarınızı, hayatınıza giren insanları, aynı hızda çıkan insanları düşünürken buluyorsunuz. Acaba ben hangisiyim diye sorduğum çok oldu. Ben kitapta hangi kahramanın yerine koyuyorum kendimi? İnsana, insanlığa öfkesiyle ama onlarsız da yapamayan yalnızlığıyla baş etmeye çalışan Hikmet miyim? Yoksa birilerinin hayatına yağmurlu bir günde, yeşil kabanımla girip, aradığımı bulamayınca çıkıp giden Sevgi miyim? Bir ara ciddi ciddi Sevgi olduğumu düşündüm. Ama konudan saptım sanıyorum. Kitabı yorumlamak yerine kendi hayatımı yorumluyor gibi oldum. Özür dilerim.. Oğuz Atay okurken insanın kendi hayatından örnekler veresi geliyor. Tutunamayanlar’ı okuduğumda hissettiklerimi, kitabın kenarındaki boşluklara not almıştım. Hepsi de kendi hayatım ile ilgili şeyler.. Her neyse. Kitaba döneyim. Hikmet’in iç çatışmaları, Sevgi’nin pasifliği, Hüsamettin Albay’ın otorite rolü, Nurhayat Hanım’ın da pasifliği, Bilge’nin Hikmet’teki yansımaları.. Bireye yönelen Oğuz Atay, bu kitabını da ölümle, özellikle intiharla, sonuçlandırmıştır. Oyunlardediği yaşantıların, insanlara biçilmiş rollerin, ancak onları cezalandırarak verilebileceğini düşünmüştür belki de. Bu cezalandırmayı da intihar yoluyla yapmaktadır. Tutunamayanlar’da Selim Işık karakterini de böyle öldürüyordu Oğuz Atay. Selim’in yazdıklarından, şarkılarından, anılarından anlıyorduk, hiçbir şeye umudunun kalmadığını. Bu kitapta ise Hikmet’in umudunu yitirenin oyunlar olduğunu görüyoruz. Hikmet, hem yalnız kalmak isteyen hem de insanlarla birlikte olmak isteyen bir karakter gibi görünüyor ilk başlarda. İlerleyen sayfalarda daha çok anlıyoruz asıl istediğini. Hikmet, hiç olmak istiyor. Adının verdiği ağırlığı kaldıramıyor belki de. Birlikte olduğu insanlarla arasındaki sürtüşmelerin bitmesini ama bir yandan da bitmemesini, hayatından çıkmalarını ama bir yandan da hep bir köşede kalmasını istiyor Hikmet. Bu ikilikler, başkarakterin ruhunda yaşadığı çelişkileri, paradoksların ilk yansımaları. Daha derinleri de var elbette. Derinlik, Hikmet’in adında ve soyadında başlıyor. Hikmet Benol... Oğuz Atay’ın seçtiği isimler bile rastgele değil. Bilge, Sevgi... Hepsi kendi anlamlarına uygun insanlar. Bilge, felsefe okumuş; Sevgi, çok sakin bir insan. Hani bir duygu olarak sevgi de, sevgisizliği hissettiği yerden uzaklaşırmış ya.. Kitaptaki Sevgi de Hikmet’in sevgisinin bittiğini anladığında uzaklaşıyor, uzaklaşıyorlar. Bilge, daha realist. Gerçekliğe önem veriyor. Gerçek bir aşk, gerçek bir hayat yaşamak istiyor. Hikmet’in dünyasına, kafasında yaşadığı dünyasına arkasını dönüp, giderek cevap veriyor. Hikmet bu çelişkilere dayanamayarak bir ceza veriyor oyundaki herkese. ‘Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.’ İnsan her gün birlikte olduğu, yüzünü gördüğü birinin bile aklından geçenleri bilemez. Kaldı ki onu anlasın... Bu yüzden her insan bir dünyadır diyoruz, keşfedilmeyi bekleyen. Ölmek, daha kolay belki. Oğuz Atay’ın kahramanları da anlaşılmayı beklerken, anlaşılamayacaklarını fark ederek bir amacı kalmadığını anlayan kimseler. Ölümü bu şekilde görüyorlar. Hayatın anlaşılması çok zordur, peki bir insanın anlaşılması? O daha mı zordur? Temas edilen birçok nokta var ama edilmeyenler onlardan bin kat daha fazla. O yüzden sanıyorum bir insanı anlamak, hayatı anlamaktan daha zor. O yüzden belki de, tanıdığımızı sandığımız insanlar, farklı bir şey yapınca onları tanımadığımızı hissediyoruz. Hâlbuki insanın her şeyi bünyesinde barındırabileceğini, özellikle de değişebileceğini aklımıza getirmiyoruz. Kısacık yargılardan oluşuyoruz. Anlık olarak verilen kısacık yargılar... Tehlikeli Oyunlar, postmodern bir akım ve zihin ürünü. Dolayısıyla anlaşılması ve takip edilebilmesi zor bir kitap. Hayatın farklı dönemlerinde okunması gereken bir kitap. Lise döneminde okunmaya başlanırsa, elbette daha iyi olur. Onun dışında beni oldukça düşündürmüş ve bu yazıya aktaramadığım birçok konuda zihnimi kurcalamış bir kitap. Oğuz Atay’ın bireyi işlediğini biliyoruz. Kendi içimize döndürerek, amacına ulaştığını düşünüyorum.
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
·
107 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.