Hayatınız boyunca yalnızca tek bir hayvanla konuşabilme şansınız olsaydı hangi hayvan olsun isterdiniz?
Tam da şu sıralar bu kitapla birlikte Şükrü Erbaş’ın şiir kitabını okuyordum: “Hayvanlarla arkadaşlık yaptın mı hiç,” diye soruyor şair. “Onların merhametinden, Tanrı birazcık da biz zavallılara verseydi.” Çataldilli Harry, yılanlarla konuşabilme özelliğine sahip. Yine eserin dönüm noktasında bir hayvan çıkıyor karşısına: Anka kuşu: “Ankalar ölme vakti gelince alev alırlar, sonra da küllerinden yeniden doğarlar.” Ve gözyaşları iyileştirici bir güce sahiptir.
“Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir, Harry.”
Tam her şey güzel olacak derken olur hayatta ne oluyorsa. İyi giden şeylerin kısa sürmek gibi bir huyu vardır. Ama düşünsenize, her şey iyi gitseydi hayatta neyin kıymeti kalırdı ki? Hangi maceraya tanık oldunuz tekdüze seyreden? Serinin ikinci kitabı Sırlar Odası, yaz tatili biter, okulun ikinci yılı başlar. Güce karşı cesaret, kötülüğe karşı iyilik kazandı derken bir ses yankılanır Harry’nin kulaklarına… Yalnızca onun duyduğu, onun ruhunu allak bullak eden. Ve art arda gelen saldırılar… Azkaban’a giden yol yavaş yavaş aralanmakta ve bir türlü çözülemeyen gizem Hogwarts’ı dönüşü olmayan bir yola sürüklemektedir. Haklı kimdir, suçlu kim… Parmaklar o kadar çok kişiyi gösterir ki okurken bir an kendinizi dahi suçlu görebilirsiniz!
“Keşke insanlar arkamdan konuşmaktan vazgeçseler!”
Dünya o kadar yorucu, yıpratıcı bir yer olmaya başladı ki giderek başka dünyalara ilgi duymaya başladı insanlar. “Rutin” ve “olağanlık” çağın vebası… Her gün aynı yollardan aynı yere gidiyor, aynı yerden aynı yollarla dönüyoruz. Ve bu döngüyü, döngüde yer alan olumsuz (düpedüz kötü) insanları değiştirme, onları yenme şansımız yok. Hal böyle olunca fantastik dünyalara, fantastik kahramanlara sığınıyoruz. Kimi zaman Harry Potter oluyor bu kimi zaman Yüzüklerin Efendisi, Katniss oluyor Açlık Oyunlarında ütopik bir dünyaya giriyor, Dobby oluyor biraz olsun sevgiye ihtiyaç duyuyoruz. Sahi Dobby, ne çok sevdim kendi küçük yüreği büyük karakteri. Harry, Hermione, Ron, Snape gibi karakterler dururken asıl mesele Dobby’ye yakınlık hissetmek belki de.
- ... kendimi öldürmeye çalıştım. Tabii o zaman da hatırladım ki ben... ben...
+Zaten ölüsün.
Ölmüşün canını acıtamazsın, ölmüşü öldüremezsin. Dünya ruhu ölü, yalnızca bedenleriyle yaşayan insanlarla dolu. Myrtle karakterinin eserdeki varlığı tesadüf olmasa gerek… Ölmüş ama yaşayan, var ama kimsenin dokunamadığı… Geçerken uğrayabildiğiniz bir durak yalnızca. “Benim de duygularım var, biliyorsunuz, ölü bile olsam.” Her detayı öyle derinliklerle dolu ki asla bir çocuk kitabı deyip geçemezsiniz Harry Potter için, bu yalnızca eseri okumamış ya da eserin dünyasına girememiş insanların ön yargısı olur. Bir kere o dünyaya girinceyse dönüp dolaşıp mutlaka yine kendini orada buluyorsun.
Sihir yok belki hayatta ama sihirli dokunuşlar olsa gerek, yolunda gitmeyen neyiniz varsa o dokunuşlarla hayat bulsun!
Benim de hayatımın en karanlık zamanında girmişti bu seri ona tutunup aşmaya çalıştım bazı olayları o yüzden yeri bende apayrıdır 😊 her yıl bir kez baştan okurum seriyi harika bir inceleme olmuş günaydın mutlu sabahlar dilerim hocam 📚🍀☘️👏🏻