Hamnet romanı, Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümü üzerine kurulmuş, kurgusal ama derin duygular barındıran bir hikâye. Shakespeare’in adının neredeyse hiç geçmediği kitap, onun değil, ailesinin hikâyesini anlatıyor bize. Özellikle de eşi Agnes’in. Tarihsel olarak bildiğimiz tek şey, Hamnet’in 11 yaşında vebadan öldüğü. Yazar, bu boşluğu dolduruyor ve Hamnet’in kaybının aile üzerindeki etkisini, özellikle de bir annenin yasını gözler önüne seriyor.
Yazarın dili gerçekten çok şiirsel ve dokunaklı. Betimlemeler oldukça yoğun, bazen fazla uzun gelebiliyor ama atmosferi inanılmaz güçlü kuruyor. Zaman zaman geçmişe giderek karakterlerin geçmişlerini anlatıyor, sonra günümüze dönüyor ve bu tarz anlatım romana büyülü bir hava katıyor. 16. yüzyıl İngiltere’sini iliklerine kadar hissettiren, incelikle işlenmiş bir dil var. Ama kabul etmek lazım, temposu biraz yavaş. O yüzden akıcı, hızlı ilerleyen bir hikâye bekleyenler için yer yer sabır gerektirebilir.
Ve Agnes… Kitabın kalbi, ruhu, her şeyi. Tarihte Anne Hathaway olarak bildiğimiz Shakespeare’in eşi, bu romanda bambaşka biri olarak karşımıza çıkıyor. Sezgileri kuvvetli, doğaya yakın, hatta mistik bir tarafı olan, kendi kurallarına göre yaşayan bir kadın. Onun Hamnet ile ilişkisi, oğlunun kaybını kabullenme süreci o kadar gerçekçi ve derin ki, kitabın en vurucu noktası diyebilirim. Agnes’in acısını hissetmemek mümkün değil. Shakespeare’i belki de en büyük eserlerinden birini yazmaya iten şeyin bu kayıp olduğunu biliyoruz ama O’Farrell bunu Agnes’in gözünden anlatarak çok güçlü bir hikâye ortaya koyuyor.
Genel olarak çok etkileyici bir roman ama bence Maggie O’Farrell’in dilini herkesin seveceğini sanmıyorum. Bence en büyük artısı, atmosferi ve karakter derinliği; en büyük eksisi ise temposunun zaman zaman düşmesi. Benim için 7/10’luk bir kitap oldu. Okuduğum için mutluyum ve sevenlerine de önerebilirim kesinlikle .