·167 syf.····Okunma: 23 Şubat 2025 17:07 İki aydır inceleme yazdırtmayan, öfkemi benimseyen kitabımız Rosshalde!
Başlarda Veraguth’un bencilliğiyle sadece ailesine yaşatmadığı yalnızlığı konu edinen bir eseri okuyacağımı sanıyordum. Veraguth’un kitap boyu yaşadığı ikilemlerini; pişmanlıklarını, geçmişte yaşayamayacak kadar sağır ama geleceğinin hayalini kuramayacak kadar da umutsuz olması ne acıklıydı. Ama aynı zamanda eserlerinin yapımında ne de çocuk olduğu ne de tatlı bir telaşa kapıldığı aynı zamanda
‘ne düşünecekler’ korkusu yaşadığı..
Veraguth ve eşinin arasındaki buzların ne kadar katı olduğunu henüz fark etmiyorum ancak duruma
karı-koca olarak baktığımızda iletişimsizliğin ve aradaki sevgi yoksunluğunun aileyi ne kadar dağıttığını görmek mümkündü ve ilk meyvesi de Albert oldu diyebiliriz. Albert’in yokluğunda, Veraguth’un duyduğu anlamsız huzur arkasındaki kendi zavallı ruhunun pişmanlığı…
o kadar ki Albert’in gelişi onun keşkelerini gün yüzüne çıkartmış ve aynı hataları yapmamak adına önüne set kurmaya çalışmıştı. Yapılanlar nafile, sanatçı bir ruhun zavallı yalnızlık hali yegane sevgisizliğin sonucuydu.
Albert’i okumak, onu anlamak…Ona hiç kızmadım, Pierreye nasıl da imrendi nasıl da ona verilen ilginin tek odağı olmak istedi… Ya da babası ona Pierre için kızarken daha doğrusu günah keçisi gösterirken nasıl içi yandı da belli etmedi. Albert’in aynı zamanda annesiyle ilişkisini okumak da hoşuma gitti.
Her ne kadar Bayan Veraguth’un kocasını kötüleyeceğini düşünsemde aksinin hazırlıksızlığına ancak tek kaşımı kaldırmak isteyerek cevap verebildim.
Biraz daha kitapta ilerlediğimizde özette geçtiği gibi küçük Pierre hastalanır. Bunun bu kadar geç aktarılabilmesinin içinde boğulmuştum resmen ta ki aslında anlatılanın başka olduğunu kavrayana dek.
Bunun öncesinde; Pierrenin ne kadar uysal bir yaramazlığa sahip olduğunu, ilginin tek odağı olmayı ne kadar sevdiğini, olgunluğun verdiği çocuklukla olaylara nasıl nazlı tepkiler verdiğini, hikayeye bir o kadar güzel bir renk kattığını söylemeliyim. Unutmamak gerekir ki Veraguth’un yoldaşı ve yıllanmış arkadaşlığı olan Johann ile aralarındaki söyleyişleri okumak aslında kitap için önemli noktalardı diyebilirim. Bay Veraguth’un Johann’a yaptığı ‘o zaman neredeydin?’ Anlamına gelen konuşmaları fazlasıyla hüzünlüydü.
Gelelim Pierrenin hastalığı boyunca yaşanan her detaya. Eşi Adele’nin verdiği tepki olsun, Bay Veraguth’un kabullenmiş beklentisizliği olsun fazlasıyla dokunaklı bir o kadar da anlayış içerisindeydi sanki. Öyle ki Bay Veraguth sonunu beklermiş gibi davrandığı zamanlar ve hayalsiz düşünceleri ne de tükenmişlikti. Kitap boyu ve en sonunda Bayan Adele ile yaptığı “Pierre arttırması” bunun öncüsüydü. Burdaki Pierre anlaşmazlığının arkasında Bayan Adele’nin düşündüğü ‘tekrar aile olamıyorsak bir arada duralım’ fikrinin yattığını düşünüyorum. O kadar ki Bay Veraguth’un Pierre üzerinden hissettiklerini görmüş, bu yüzden buna yıllarca izin vermemiş olabileceğini düşündürttü. En sonundaki kabullenilmişlik ise sadece geç kalınmış bir tezahürdü. Pierre’nin başına gelenler hatta tüm hikayenin aslı Bay Veraguth’un gözünü açıp benliğini kabullenişiyle artık yaşadığını sadece görmeyip onu içten bir davetle kabul edişi diyemez miydik?
Biz de bunu aramıyor muyuz Bay Veraguth gibi.
Kimisi ölmeden önceki hayatının şeridinde kimisi ölüm kıyısında ancak anlamıyor mu…
pişmanlıkların ne de geride kaldığını, sadece kabullenip yaşamanın,
değerin; kendimize biçtiğimiz iyilik tohumlarında, insanlar ile kurduğumuz bağda ve onların bizim hikayemizdeki renklerini görmeyi ne de sona bırakmıştık.
Bay Veraguth pişmanlıklarını bir kenara bıraktı ve her ne kadar sanatçı ruhlu olsa da insan olmasıyla beraber ancak başladığı bir hayatı yaşadık ve hala yaşıyoruz.
Bay Veraguth’un körlüğünde bakabildiği hayatına…