Kitabı okudurken "Veda Etmiyorum" başlığındaki direnişin farkına varıyorum. Evet ölüm var, evet acılar var, ama gizli haksız acımasız ölümler varken, ölme hakkı elinden alınmış katledilmiş insanlar varken, ölmek bile az.
Kitabın konusu ve izleği diğer yorumlarda yeterince var. Burada değinmek istediğim tarihsel siyasi bir katliamla yüzleşme ve travmanın kuşaklar boyunca etkisini dile getiren bir roman.
Uzun süre bastırılan, yasaklanan ulusal bir travma nasıl dile getirilir?
Ölmelerine, defnedilmelerine, yakınlarına bile veda edememişlerin hikayesi nasıl anlatılır?
Belgeler toplayarak mı?
Katliamdan kurtulanlatın yaşantılarını belgeleyerek mi?
Ölenlerin kalıntıları ortaya çıkarılıp saygıyla defnedilerek mi?
Kalanların suskunluğu nasıl anlatılır. O suskunlukta yaşanan acılar nasıl?
Han Kang katliamdan arta kalan aile bireylerinin, daha sonraki kuşakların bu acıyla yüzleşmelerini, o acıyı taşımalarını, bireysel bir bakışla, katliamın yükünün altında ezilen üç kadının yaşantılarını, neredeyse bedensel algıların farkındalığıyla, ovalaya ovalaya dile getiriyor.
Bir yerde 'Han Kang'ın Meditativ bir yazım biçimi' olduğunu okuduğumda, içimden evet buydu dedim. Roman boyunca kahramanın farkındalığını izliyoruz. Sanki hiç bitmeyecek kışın kar fırtınasını okurken onun bedensel algılarını hissediyoruz.
Empati böyle yazılır (kuşun ölümü, annenin yaşlılığı, ....)
Travmatik acı ancak böyle dile getirilir (kopan parmaklarda sinirin yeniden kaynaması için parmaklara her on dakikada bir iğne yapılır, sürekli, acı tazelenir,...)
Travmanın çaresizlik, belirsizlik ile nasıl çığ gibi büyüdüğü böyle anlatılır.
Ustalığın ötesinde yazınsal farkındalıkla okunması zorunlu ama zor bir roman.
Olayların değil duyumsamanın ağırlığı olan bir roman.
Romanı tavsiye eder miyim? Evet... Sabırlı bir okuyucu için tavsiye edilir. Olay örgüsü arayan için fazla tekrar ve sıkıcı gelebilir.... Farkındalığını anlatımını arayan için bir hazinedir...