Puan vermedi·240 syf.··Beğendi
· #ServetKoşar'ın kaleminden #Sarıkamış eserini #okudumbitti
Yazar eser'in kapağında şöyle bir ifade kullanmış : ‘’ Hesabı Sorulamayan Bir Felaketin Hazin Öyküsü diye bu dünyada belki bu mümkün olabilir lakin yaklaşıp 100.000 Mehmet'in ölümüne sebep olanlar Mahkemeye Kübra'da hesabını tane tane vereceklerdir. Lakin tarihin akışına baktığımızda sebep olanlar bu dünyada da bedelini ödediklerini görüyoruz.
Sarıkamış vakası büyük bir hüzündür. Osmanlı'yı 1.Dünya Savaşı'na sürükleyen İttihat ve Terakkinin üçlü grubu olarak ifade edilen Talat , Enver ve Cemal Paşalar Osmanlı'nın yıkımına gidecek süreci hızlandırıp ve yıktılar.
Kafasında kurduğu hayal dünyasında yaşayan ve ihtiraslı ve egosu tavan yapan Enver Paşa, makam, şöhret için Allahuekber Dağları’nda Mehmetçiğin kıyımına neden olan Hafız Hakkı Paşa ve onun yanındakileri, tarih ve müslümanlar tarafından hiçbir zaman affedilmeyeceklerdir.
Eseri okurken yüreğin daraldı, kalbim sıkıştı, gözlerimden göz damlaları kendiliğinden aktı. Makam ve ihtirasları yüzünden Mehmetçiklerin beyaz örtülerin üzerinde donarak kurtlara, kuşlara yem olmalarını hangi yürek kaldırır. Bu olayı anlatmaya ne harfler ne kelimeler ile cümleler yeter. Biz ne kadar anlatmaya çabalarsak bile, bu hüzün dolu olayı anlatamayız. Yazarda Sarıkamış eserini bu anılar üzerinden kaleme almıştır Ancak yaşayanların dilinden olayı yaşayan ve anılarında bunu ifade edenlerden dinleyelim.
️Enver Bey kararlı ve sabırsızdı, rütbesi uygun değildi, yaşı da otuzikiydi. Yaşını büyütmek olanaksız olsa da rütbesini düzeltmek mümkündü. Trablusgarp'taki hizmetlerinden dolayı Kıdemine üç yıl eklendi ve albaylığa yükseltildi. Yeni çareler düşünülürken Harbiye Nazırı İzzetpaşa görevden alınır. Bu sırada Enver Bey'in Balkan harbindeki üstün hizmetleri göz önüne alındı ve tuğgeneralliğe yükseltildi. 18 gün içinde yarbaylıkta tuğgeneralliğe yükselen Enver Bey paşa olarak Harbiye Nazırı oldu. Padişah Mehmet Reşat da büyük rütbe nişanı taktı. Artık o ğöğsü madalyanı Harbiye nazırı Enver Paşa'dır
İttihat Terakki'nin etkin üyesi Yarbay Cemal Bey de aynı şekilde rütbe alarak Bahriye nazırı ve donanma komutanı olur. İttihat Terakki'nin sivil üyesi Talat Bey de Dahiliye Nazırlığına getirilir. Artık bu üçlü Osmanlı Devleti'nin mutlak egemenliği haline gelmişlerdi. Padişah dilek Silik bir gölgeydi artık.
️Enver Paşa Alman Büyükelçisi ile padişahtan gizli olarak görüşmeye başladı. Anlaşma 2 Ağustos 1914 günü tamamlandı. Anlaşmadan Enver Paşa'nın dışında üç kişinin haberi vardı.
1- Sadrazam Sait Paşa
2- Dahiliye Bakanı ( İçişleri Bakanı) Talat Paşa
3- Mebusan Meclisi Başkanı Halil menteşe.
️Cemal Paşa'nın konuşmasında halk arasındaki bazı söylentileri yalanlama amacı vardı. Paşa konuşmasının bir bölümünde şöyle diyordu:
‘’Karadeniz'de donanmamızın yaptığı hareket bazı korkakların sandığı gibi, Sırf Alman amiralinin Osmanlı hükümetine bir oldu bitti karşısında bırakmak için kendiliğinden yaptığı bir girişim değildir. Bu hareket özel emirle yaptırılmıştır. Alman amirini ve generalleri Osmanlı hükümetinin evinde bir araçtan başka bir şey değildir sana ne dedim.’’
️Hasan İzzet Paşa 3 Ordu'nun yaptığı saldırı savaşı sırasındaki kayıplarını saptamaya çalışırken, düşmana tek kurşun atma olanağı bulamadan bazı askerlerin donarak öldüğünü gördü. donarak ölümlerin nedeni , giysi eksikliği ve doğru dürüst gıda alamamaktı.
Durmadan saldırı emirleri yağdıran Enver Paşa, Ruslardan ele geçirilerek gıda stoklarına bir an önce ulaşmayı öneriyordu.
Soğuktan donma olgusunun önemini anlatan Napolyon örneği vardı. dünyayı titreten Avrupa'nın güçlü ordularını dize getiren Napolyon, 14 Eylül 1812'de Moskova'yı işgal ettiğinde, ordusunu açlık ve soğuk yüzünden kaybetmiş, az sayıda elimde kalan ordu iskeleti ile geri dönmek zorunda kalmıştı. ihtirasına yenik düşen Napolyon, kazandıklarını da kaybetmiştir.
️Binbaşı Kazım Karabekir, genel karargahın önemli bir elemanıydı. Haber Alma Dairesi Müdürü’ydü Herkese karşı çok mesafeli Duran Enver Paşa, Kazım Karabekir çok sever ve önemserdi, ona sonsuz güveni olduğu için el kritik göreve getirmişti. Kazım Karabekir, O günkü raporlu Paşa'ya takdim ettikten sonra, çok merak ettiği konuda bilgi edinmek için sözü Hafız Hakkı’nın durumuna getirdi.
‘’Paşa hazretleri, Hafız Hakkı Bey, bizlere veda etmeden bir görevle Doğu Cephesi’ne gitmiş. Siz Benden Doğu Bölgesi hakkında bilgi istemediniz; ama Hakkı Bey benden bilgi aldı, bölge ile ilgili haritalar istedi. O haritaların bazılarını iade etti, bazılarını iade etmedi.
Eğer doğuda bir saldırı ,düşünülüyorsa, kış aylarında düşünülmemeli. bölgede kışta çok ağır geçer. Dağlarda, Yaylalarda kuş uçmaz; oralarda ağırlıkları, topları nakledecek yollar bile yoktur, tek sıra gidilecek izler vardır. Eğer hareket yapılırsa Soğanlı dağları bir drama yol açabilir Kars Kalesi mükemmel şekilde tahkim edilmiştir .Savunmasını sökmek hemen hemen olanaksızdır. Rusya, Kars'a ve Sarıkamış'a trenlerle bağlı durumdadır. Bizim için haftalar aylar sürecek yolculukları, onlar trenler sayesinde gün ve saatler içinde gerçekleştirebilirler.’’
️4. Ordu Komutanı olarak Mısır'ın fethine giden Cemal Paşa, Arap şeyhlerinin açıkça İngilizlere biat etmeleri sonucu, ağır bir hayal kırıklığına uğramış ve canını zor kurtarmıştı. Padişahın cihat çağrısı adeta tersine işlemiş, İngiliz yönetimini bizzat bölgedeki Arap yetkililer istemişti. 56
Amerikan Büyükelçisi raporunda şu gerekçelere değinmekteydi:
‘’Türklerin Mısır'ın fethi için yaptığı hazırlıklar, Almanya'yı geniş ölçüde kaygılandırmaktadır. ilk önceleri, Türklerin Mısır'daki bir yenilgisinden korktuklarını sanıyordum. şimdi gerçeğin bir başka yönde olduğunu anladım. Almanlar, Türklerin Mısır'daki yenilgisinden değil, başarılı olmalarından korkmaktadırlar.
Alman savaş Planlarında, Türklerin güçlendirilmesi diye bir düşünce yoktur. Almanya için önemli olan, Berlin Bağdat demir yolu güzergahına, Yani bütün Mezopotamya’ya sahip olmaktır.
Türkiye, Almanya için uğrunda fedakarlık yapılacak ülke değildir.’’
️Başarı hırsı Kafkas Fatihi olma hayali Hafız Hakkı’nın bilincini esir almıştır.
Albay Hafız Hakkı, incelemelerinin sonucunu bir telgrafla Genelkurmay'a bilirdi.
Telgrafta anlatılanlar, doğuda bir saldırı planının uygulanabilir nitelikte olduğunu açıklıyordu.
‘’Rusların sağ kanadına saldırıya geçilebilir. Sıçankale Dağı üstünden hareket etme olanağı vardır. Id’deki düşman sekiz tabur piyade, bir bölük süvari ve bir topçu bataryası gücündedir. Merkezde düşman cephesinde atış alanı geniştir. Sol kanada doğru ilerlenebilirse de Aras ırmağını geçmek zordur. Bu nedenle, önce 11. Kolordu ile saldırıya geçip düşmanın dikkatini sol kanada çekmeli. Bu sırada 9. ve 10. kolordular Koşa-Torun çizgisinde toplansın. Ardından İd üzerine hareket ; İd’deki düşmanı yok ettikten sonra, ya Sıçankale Dağı’ndan düşmanın sağ kanadına veya bu dağ üstündeki geçitleri aşarak Top yolundan geçerek düşman gerilerine saldırmalı. Fakat Ordu Komutanı ve Kurmay Başkanı çekingen, gerekli dayanıklılardan yoksun, cephede 11. Kolordu ile Sahra ve kale toplari kalsın, İd yönündeki kuvvetlere ben komuta edeyim. Hasan İzzet Paşa, her iki gruba komuta etsin. başka bir ordu komutanı atanması doğru değil.
Hafız Hakkı’’
İstanbul'da karargahta görevli Yarbay Ali İhsan, Hafız hakkının gönderdiği telgrafta önerdiği saldırı planının yanlış ve çok sakıncalı olduğunu düşünüyor ve fikrini Enver Paşa ve Bronsart Paşaya anlatmak istiyordu. Ikisinin bir arada olduğu bir zaman için fırsat kolluyordu, ikisinin de Enver Paşa'nın odasında bulunduğu bir anı değerlendirdi ve konuştu:
‘’Bu mevsimde değil dağlar üstünde, düz ovalarda bile ileri geri hareket zordur. Kasım ayında Ordu'da donmalar görülmüş, tifüsten ölümler olmuştu. Gün geçtikçe soğuk şiddetini arttıracaktır. Kış saldırısı için hazırlanmamış askerlerle, karlı kaplı yollarda ve dağlarda gündüz hareket etmenin, gece konaklamanın zorlukları büyüktür. Barınacak yerler olmadığından, çadır altında ve karlar üstünde ateşsiz geçirilecek geceler ölüm kasırgası yaratabilir. ,Bu durum Aralık ve Ocak aylarında daha çok şiddetli ve zararlı olacaktır.
Koskoca bir Ordu, Enver Paşa ve Hafız Hakkı’nın gem vurulmaz egoları ile ve bu çeteci kafasındaki subayın görüşü ile adeta kafana sıkıştırılmıştır. Aç ve çıplak bir orduyla Kafkaslara yürüyecekti Türkler. Gözle görülen acı gerçekler, İstanbul'dakilerin tatlıı rüyalarını etkileyemiyordu.
️Gerçekleri kuşku Taşıyan Bu haberler, İstanbul'a iyimserlik yayarken Hafız Hakkı’nın Erzurum'dan gönderdiği şifreli telgraf havayı daha da güzelleştiriyordu.
Hafız Hakkı, telgrafında durumu şöyle anlatıyordu: ‘’Gerek 10. Kolordu ve gerek 3. ordunun Alman olan kurmay başkanları, benim saldırı planımı uygun bulmaktadırlar. Bunu ordu komutanı da kabul etmiş ve gerekli hazırlıklara başlamıştır. Fakat 10. Kolordu Komutanı zayıftır ve Sivas'tan Erzurum'a yürüyüş sırasında kolordusunu yönetmekte gevşeklik göstererek birliklerin çok geç kalmalarına yol açmıştır.
Emirleriniz beklerim.’’
Hafız Hakkı - Erzurum
️Cepheden yeni bir telgraf geldi İstanbul'a. albay Hafız Hakkı özel bir şifre ile doğrudan Enver Paşa'ya göndermiştir telgrafını ve şöyle diyordu telgrafında:
‘’Dağlar üzerindeki yolları keşfettirdim bu mevsimde bu yollardan hareketin mümkün olduğuna inandım. Buradaki Ordu ve Kolordu komutanları yeterli ölçüde inançlı ve kararlı olmadıklarından, böyle bir saldırıya içtenlikle taraftar olmuyorlar. bu saldırının uygulaması, rütbem düzeltilerek bana verilirse ben bu işi yaparım. ‘’ Albay Hafız Hakkı açıkça; Hasan İzzet Paşa'yı görevden al, beni ordu komutanı yap, ben bu saldırıyı yaparım diyordu.
Yarbay Aziz Samih Aralık 1914'te köprüköy'den Erzurum'a doğru giderken gördükleri 3. Ordu bölgesinde gerçekleşecek dramın habercisiydi sanki. Kar yeniden yağmaya başlamıştı. Gittiği yol, beyazlıklar da uzanıp giden gri renkte bir çizgiydi adeta.
Yol boyunca uzayıp giden bir kervan diziliydi. Atların, katırların, eşeklerin, öküzlerin çektiği kağnı ve arabalarda, göç için yola çıkanlar, yaşlılar çocuklar ve yaralılarla birlikte Hasankale'ye ulaşmaya çalışıyorlardı.
Yolun, yan taraflarında hayvan ve insan ölülerine rastlanmaktaydı. Güçleri tükenenler veya donmuş duruma gelenler, soluklanmak üzere durduklarında, bedenlerini esir alan o tatlı uyuşukluğa direnemeyip, kendilerini teslim ediyorlardı ölümün soğuk ellerine.
Arkadan gelenler, Yol ortasında ölüme teslim olanları kenara alarak yollarına devam ediyorlardı. Görüntüler korkunçtu. Düşüp kalan hayvanların son çırpınışı sırasında, yukarı kalkan ayakları öylece donmuş kalmıştı. Donan insanların bazılarının ağızları kör bir kuyu gibi açıktı. Üzerlerine yağan karlar nedeniyle gri beyaz renkte taş ve kaya parçası biçimlerine dönüşmeye başlamışlardı. Genellikle gözler açıktı ve bakıyor, görünüyor izlemini veriyorlardı. Biten ömürleri öylece görmek, hiçbir şey yapamadan atlayıp geçmek, ruhlarda derin boşluklar oluşturuyordu.
️Sarıkamış dramına neden olacak hamaset dolu sözlerle ele alınan bildiri aynen şöyleydi:
‘’Askerlerim!
Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarık, sırtınızda palto olmadığını gördüm. Birçok yönlerden , şimdilik giderilmesi çok zor eksiklikler içinde olduğunuzu anladım. Fakat bu eksikliklerin savaşmada birliğin çabalarına ve ileri atışlarına zarar getirmeyeceğini inanıyorum. Başarı dış görünüş ve giysilerle değil, her askerin kalbindeki yiğitlik ve cesaretle kazanılır. Karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakında saldırıya geçerek Kafkasya'ya gireceğiz . Siz orada her türlü varlığa kavuşacaksınız. Tüm İslam dünyasının son ümidi sizlersiniz. daha birçok zamanlar sizlerle birlikte olacağım. Kesinlikle umuyorum ki bundan böyle nasıl kahraman olduğunuzu dostlar ve düşmana gösterecek, eroğlu er olduğunuzu anlatacaksınız. Her zaman bizimle birlikte Allah'ı unutmayarak ileri atılınız. Böylece her zaman zafer kazanarak, Kafkasya Dağları’nda yatan babalarımızın ruhunu sevindirir ve oralarda bizleri bekleyen bir kardeşlerimizi Moskof boyunduruğundan kurtarırsınız.
Her zaman ileri, hep ileri gidiniz. mutluluk, ve onur ileride; aşağılanma yoksulluk ve ölüm geridedir.
Enver Paşa bir bakıma kafkaslara ulaşacak askerlere, oradaki zenginlikleri yağma ederek zenginlik variyet ve ün kazanabileceklerini söylemiş oluyorlar.
️Enver Paşa'ya bir telgraf daha çıktı. ‘’ saldırı ve kuşatma planını uygulamak için kendimde kuvvet ve güven göremediğimden ve sinirlerim bozuk olduğundan komutanlıktan affımı dilerim.
Hasan İzzet’’
️Hasan İzzet Paşa huzuruna kavuşmuştu. Bile bile binlerce askerin Sarıkamış dağları’nda yok yere ölüme gönderilmesine alet olmayacaktı. Vicdanını rahatlatacak ölçüde, görünen felakete engel olmaya çalıştığını düşünüyordu. Emekli olup vicdan rahatlığıyla ömrünü geçirecekti.
19 Aralık 1914 günü Enver Paşa'nın telgrafı geldi. Hasan İzzet Paşa'nın istifası kabul edilmişti. 3. Ordu Komutanlığını Enver Paşa kendisi üstlenirken Kurmay Başkanlığı’na da General Bronsart Von Schellendorf getirilmişti.
9 Kolordu da Alay Komutanı olan Ziya (Yergök'ün) anıları ortaya koymaktadır.
Albay Ziya'nın anılarında felaket başlangıcı başlığı ile anlattıkları şöyleydi.
Fırka (tümen) yürüyüşü çok üzüntü vericiydi. Asker, tek kolda bir metreden fazla karlar içinde düşe kalka ilerliyordu. Hava eksi 15-20 derece, askerin sırt çantalarının ağırlığı 35-40 kg’dı. Ağır yükün altında zahmet çeken askerler ter içinde kalıyorlar, dinlenmek için yol kenarlarına oturuyorlardı.
Asıl felaket, bu zaman başlıyordu. Aklı başından gitmiş, canından bezmiş, bitkin bu insanlar, tüfekleri bacaklarının arasında yere çömeliyorlar, Öylece donup kalıyorlar, mübalağa olmasın ama bu görüntüleriyle korkuluk taşlarını andırıyorlardı.
Yol boyunca, bu şekilde donmuş yüzlerce ere rastladık. Tabur ve Bölük Komutanlarının dikkatlerini çekerek , bölük arkasından giderken, her zamankinden daha dikkatli ve azimli olmalarını tembih ettim.
Bu yürüyüş sırasında yük ve binek hayvanları da devriliyor, hayvanlar yükleriyle karlara gömülüyor, bunların kaldırılıp yüklerini yeniden yüklemek çok zor oluyordu. Bu işleri eldivensiz yapmak mümkün değildi. eldiveni olmayan, ayakkabıları sağlam olmayan, çorapları yırtık olan askerler de hayır kalmıyordu.
Yürüyüş kolunun sonuna katıldığımız için, cephane taşı yük hayvanlarının ve onları idare edenlerin çektikleri, dayanılmaz rahmeti, gözlerimle gördüm . Napolyon ordusunun 1814'te Moskova seferindeki felaketi aklıma geldi. aynı akıbete uğramamamız için dua ettim. Yük hayvanlarını kullananlara, bizim askerlerimiz, emrim üzerine yardım ettiler. Yardım yüzünden çok geri kalacağımızı düşünerek, herkes gibi biz de bunları kendi haline terk ederek, yolumuza devam etmek zorunda kaldık, çünkü bu işlerin arkası gelmiyor. Birini yüklüyorsun, on adım ötede bir başkasının yuvarlandığı görülüyor. kimse kimseye yardım etmiyor, çünkü herkes yorgun, herkes bitkin görünüyor, herkes nefsini kurtarmaya çalışıyordu.
️Enver Paşa Koçfenes Köyü'nün Ağası Hüseyin Bey'in konuğuydu, kurmayları da yanındaydı. General Bronsart Von Schellendorf, Yarbay Feldman, Yarbay Gouse ve yaveri Binbaşı Kazım (Orbay) Ağa’yla aynı masanın etrafında toplanmışlardır ısıtılmış odada . Zengince donatılmış yemek masasında sohbete başlamışlardı. Ağa, güngörmüş, hoş sohbet bir adamdır. Bir aralık Enver Paşa’ya düşündüklerini anlatma ihtiyacını duydu : Paşa Hazretleri diyorum ki Sarıkamış üzerine saldırı yapılacakmış. Her şey çok iyi hesaplanmış, yalnız dikkate alınmayan bir şey var, O da soğuk kış.’’
Enver Paşa'nın yüz hatları birden gerildi, öfkelenmişti. Sert bir sesle karşılık verdi:
Askerin moralini kırıyorsunuz. Konuğunuz olmasaydın, bu sözleriniz için sizi vurmam gerekiyordu.
Görmüş geçirmiş Mehmet Ağa, yaşına uygun bir yanıt verdi Enver Paşa'ya:
‘’ Keşke askerimiz kırılmasın da beni öldürürüm paşam. razıyım. Çünkü bu günler sayılı günlerdir. Bu zamanda bu dağlarda insan değil, kuş geçmez.’’
Düşmana bir kurşun bile atmadan, ölme ihtimali kahredici bir duyguydu. rüzgarın estiği yönde, donukların üzerleri tamamen karla örtülmüşken diğer tarafları kapalı değildi. Rüzgarla, tipiyle Boğuşan karlara bata çıka yürüyen, bu birliklerde de döküntüler verildi.Onbaşı İhsan, çok sevdiği arkadaşını donmaktan kurtarmak için insan üstü çaba harcadı. Arkadaşının son sözü; ‘’Bırak beni uykum var’’ oldu. Gene de çabaladı İhsan Onbaşı, Yüzüne şaplaklar vurdu, sırtlayıp taşınmaya yeltendi. Yüzünü gözünü yokladı. Hiçbir yaşam belirtisi kalmadığını görünce, itinayla yolun kenarına yatırdı arkadaşını. Karlı dağlara emanet bıraktı onu. Gözünden akıp gelen gözyaşları, yüzünde buzdan kristallere dönmüştü. Arkadaşının açık kalan gözleri donukça bakıyordu İhsan Onbaşı'nın yüzüne…
Kötü yönetilen, aç ve çıplak bırakılan ordu, gene de girdiği her çatışmada canını dişine takıp kahramanca savaşıyordu. Ancak hesapsız, kitapsız iki saray damadının rekabeti yüzünden, acımasız doğa koşullarında yok ediliyordu askerler. Ayrıca İttihat Terakki Cemiyetinin askeri kararlara burnunu sokması ve Almanların kendi çıkarları doğrultusunda savaşa yön vermeye çalışmaları, her adımda yeni felaketlere neden oluyordu.
Alman savaşçıların giyimleri 1914'te şöyleydi;
‘’Yün fanilalar - Kalın yün çoraplar- Kaba kumaştan uzun kaputlar- Deri çizmeler- Isıtıcı eldivenler ve boynunu koruyan atkılar.
Türk askerleri o sayılan şeylerden yoksun olduğu gibi, hititlerden bu yana biçimini değiştirmemiş olan çarık giyiyorlardı.’
Öğleden sonra donukların sayısı daha da artmaya başlamıştı. Kar yağmadığından, üstleri açık ebedi uykularına dalmışlardı. Uzaklarda görülen kuş türlerinin ulama sesleri ve kurt sürülerini izleyen kargaların, ara sıra şehitlerin bulunduğu yol kenarlarına dalış yaptıkları görülüyordu.
Kargaların dalış yaptığı yerlerde, donuk askerlerin gözlerinin birer boşluk halinde olduğu görülüyordu. İçlerindeki keder yüküyle yaşam kavgası veren savaşçılar ‘’ Kurda kuşa yem olmak’’ istemiyor, gayretlerini son kırıntılarını harcıyorlardı.
10. Kolordu'nun 30. Tümeni ile Divnik’e doğru gidiyorlardı,Silah sesi çıkarmadan yürümeleri tembih edilmişti. Arkada yürüyenler peş peşe birkaç silah sesi duydular. Öncülerin saldırıya uğradıklarını zannedip, savunma durumuna geçtiler. Silah seslerinin arkası gelmeyince yürümeye devam ettiler. Yol ortasında donuk bir asker bedeni çıktı önlerine. Yani başında kurşunlanmış, öldürülmüş, ayrıca süngüyle delik deşik edilmiş, kanları etrafa saçılmış bir kurt ölüsü gördüler. Her tarafta çok sayıda kurt izi vardı. Donuk askerin iç organları tamamen yenilmişti kurtlar tarafından. Soğukta donan, organlara diş geçirmeye uğraşmayan kurtlar, yumuşak organları boşaltmışlardı. Durumu ilk gören öncü askerler, donuk askeri yemekte olan kurdu vurmuşlar, Öfkelerini bastıramadıkları için de, süngülerle cesedini delip deşik etmişlerdi. Kurt sürülerinin, asker yürüyüşlerini uzaktan izledikleri çok görülmüştü. Ama böylesine bir görüntüye rastlanmamıştı. Gözle görülmemiş olsa da dağ başlarında bırakılan donuk askerlerin, kurda kuşa yem olmasına tanık olmak, dilekleri derin üzüntülerin içine atmıştı. Çoğu kez uzaklarda uğrayan kurt sürülerinin üzerinde karga, kuzgun kafileleri de göze çarpardı. üzerlerine bir avuç toprak bile atılmadan dağlara serilmişti Mehmetçikler.
Ateş başında, 8-10 kadar asker çömelmiş ısınıyorlardı. Erlerden biri ileri doğru kaykılarak, küllenmekte olan ateşin üstüne yüzükoyun uzanıverdi. Başlarındaki çavuş onun daha çok ısınmak istediğini sanmıştı. Bağırarak ‘’Yanacaksın ulan!’’ o kadar sokulmana ne gerek var deyip, öfkeli biçimde ceketinden tutup yana doğru çekti. Hiç bir kıpırtı yoktu. yüzüne baktılar, yakın hemşehrisi olan asker ‘’ Ölmüş bu, oysa ki hasta neyin değildi, cephede eceliyle öldü garibim.’’
Bu tip ölümler görülmeye başlamıştı. Uzun yürüyüşler, soğuk ve açlık, iç organlarda geri dönülmez yıkıntılar meydana getirmişti. Sarıkamış'ta eceliyle ölüm diye kayıtlara geçen ölüm şeklinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında tanısı konacaktır. ‘’Hızlı yaşlanma’’.
Savaşın başı Savaşın sonu
22 aralık 1914 18 Ocak 1915
BİRLİKLER KALAN BİRLİKLER YİTİKLER
9. Kolordu 36.000 ……… 36.000
10. Kolordu 48.943 2.200 46.743
11. Kolordu 27.019 5.200 21.819
2. Süvari Tümeni 5.428 1.500 3.928
Toplam Savaşçı 118.174 Kalan 8.900 109.274
#KitapAşktır #kitapalıntıları #kitapokumakgüzeldir #okuyorum #roman #Kitap #Edebiyat #kitaptavsiyesi #kitapönerisi #kitapkurdu #kitapkokusu #kitapsever #kitapalıntıları #kitapokumakgüzeldir #bookstagram #books #bookphotography #booknerd #TalatPaşa #EnverPaşa #SultanAbdulhamid #CemalPaşa #1DünyaSavaşı #Almanya #OsmanlıDevleti #AllahüEkberDağları #HafızHakkı