Gün batmak üzere. Koca bir fincan filtre kahve hazırladım, Fransız penceremin tam önünde duran masamın üstüne çıkıp bağdaş kurdum. Sandalyeye oturmak yerine masaya oturmak neden yanlış olsun ki? Pofuduk bir minderle pekala masaya oturabilirim. Hem böylelikle gökyüzüne daha yakın olabilirim. Kim bilir belki camı açıp bulutları öpebilirim.
Bu kitap bir solukta okuduğum bir çocuk kitabı olacaktı, ol[a]madı. İnsan kendi çocukluğunun kitabını bir solukta nasıl okuyabilirdi ki? Hele bir de hüzünlü anlar çok ise...
Okudum, ancak bir solukta değil. 367.920.000* solukta okudum. Bazı cümleler tuhaf gelse de bazı kelimelerde kendimi buldum, durdum, kitaba sarıldım.
Kitabımız "ben" diliyle yazılmış. Otistik bir çocuk kendisini anlatmış, anlaşılmak arzusuyla.
Sessizliği ve sakinliği çok sevmek; ışığa, dokuya, kokuya "aşırı" hassasiyet göstermek; insanların şaka mı yaptığını, doğruyu mu söylediğini yoksa apaçık yalanlar mı sıraladığını çok zor kavramak; akranlar kaba sözcükler kullandığında anla[ya]mamak; bazı şeylerden (kelimelerden, dokulardan, tatlardan) çok tiksinmek; gürültü içinde yahut "karmaşık" duygulara kapılınca öfkelenmek... O öfkeyle ne yapacağını bil[e]memek.
Otizim çok geniş bir spektrum, her otistik beynin kendine özgü bir yapısı ve yansıması var. Bu çocukla kesişen paydalarımız olsa da, farklılıklarımız da vardı.
"Keşke diğer çocuklar da beni olduğum sevseler." cümlesini düşündüm. Ben de olduğum gibi sevilmeyi mi arzulamıştım yaşamım boyunca yoksa sadece olduğum gibi var olmak mı istemiştim?
Şu günlerde bu "etiket"imi keşfetmeye dair okuyup duruyorum. Bu keşif serüvenimde yolum bu çocuk kitabıyla kesişti. İyi ki. Yazarı otizmli midir diye merak ettim, googleladım, sosyal medyada bakındım. Bir iz, bir bilgi bulamadım. İyi ki yazmış, Sola Unitas iyi ki çevirmiş.
Nörodiverjan bireylerin ihtiyaçlarının ve zenginliklerinin görünür olduğu, seslerinin duyulduğu, seslerine cevap veren toplumsal bir düzenin kurulmasına katkı olma niyeti ve arzusuyla bir yolculuğa çıktım. Bu uzun bir yolculuk biliyorum. Ancak otistik ve bipolar bir kadın olarak görmezden gelinmeye, maskeler takmaya, zayıf yanlarımın desteksiz bırakılmasına, güçlü yanlarımı üretmek için kullanma fırsatlarından mahrum kalmaya gücüm kalmadı.
Bu satırlarımi otistik tükenmişliğin gün batımında yazıyorum. Kim okur, kim duyar bilmiyorum. Ancak Sait Faik'in de dediği gibi "Yazmasam deli olacaktım."
Tüm okullarda ve evlerde bu çocuk kitabının okunması; okulda, evde, işte, sokakta, dijital dünyada nöroçeşitliliğin kucaklandığı kapsayıcı bir dünya oluşması umuduyla..