Gönderi

Puan vermedi·384 syf.··
2025 8. kitabı
SPOILER İÇERİR** Öncelikle, Açlık Oyunları serisi bundan 13 sene önce benim resmen beyin kimyamı değiştiren ve büyürken de kişiliğimin bir parçası haline gelen bir seri, o yüzden bu kitaba puan vermiyorum, ben Suzanne'in yazdığı her şeye varım. Gelgelelim kitabın beni hayalkırıklığına uğrattığı çok nokta var ve onları da es geçmek istemiyorum. Bu kitap hepinizin bildiği gibi bir prequel ve Katniss'in mentoru Haymitch'in hikayesini, orijinal üçlemedeki alkolik versiyonuna dönüşmeden önceki halini ve 50. yıl oyunlarında şampiyon oluşunu anlatıyor. Haymitch serinin pek çok karakteri gibi gerçekten büyük acılar çekmiş bir karakter ve kalbimde her zaman ayrı bir yeri olacak, o yüzden hikayesini öğrenmek için çok uzun süredir inanılmaz heyecanlıydım. Ama objektif olarak da sormak lazım: bu hikaye gerçekten gerekli miydi? Açlık Oyunları evreninden gelen her şeyi havada kapacak olmama karşın benim için bunun cevabı hayır. Çünkü Kuşların ve Yılanların Şarkısı, seride eksik olan orijin öyküsünü zaten tamamlamıştı bana göre. Arkaplanda önemli olabilecek pek çok detayı görmüştük ve bu kitabın nostaljiden başka neye hizmet ettiğini pek anlayamadım - ama bu konuyla alakalı bir sorunum yok çünkü karakterleri ÇOK özlemiştim. Ama sorun şu ki, her ne kadar 12. mıntıkaya döndüğümüz için Katniss'in soyuna dair bilgiler edinmek müthiş bir sürpriz olsa da Kuşların ve Yılanların Şarkısı aradaki zaman farkı çok fazla olduğu için esas serinin tanıdığımız karakterlerle ilerleyen olay örgüsüne dokunmuyordu. Bu kitapta ise orijinal üçlemede tanıdığımız bazı karakterlerle, Haymitch'in dünyasının bir parçası olmaları sonucu tekrar karşılaşıyoruz ve her ne kadar bu beni aşşşırı mutlu etse de bir yandan da belli yerlerde sanki fanfiction okuyormuşum gibi hissettirdi. Ayrıca bir bakıma orijinal üçlemedeki olayların tutarlılığını bozduğunu düşündüm bu durumun. Örnek vereceğim: Haymitch, Wiress, Betee, Mags, vb. nasıl oldu da neredeyse daha önce hiç tanışmamışlar gibi davranabildiler mesela? Haymitch, Katniss'in onlarla takım olmasını bile istemedi, ki bu kitapta öğreniyoruz ki onlar hayatını kurtaran kişiler? Herkes Wiress'e "Kaçık" diyordu ama oyunlarda Haymitch'e yardım ettiği için işkence görmüş bir Wiress'a, Haymitch gibi bir karakterin Kaçık olarak yaklaşacağına inanıyor muyuz gerçekten? Sadece Effie... Effie'yi gördüğümde ve onun hakkında bir şeyler öğrendiğimizde sevinçten çığlıklar attım. Ama yine, ilk kitaptan önce tam tamına 73 yıl oyunlar sürüyordu ve bütün bu karakterler tesadüfen 50. yılda mı bir araya geldiler yani? Ayrıca Haymitch'in arenayı bozma planının da bana kalırsa hiçbir temeli yoktu. Bu zaten kitapta beni en çok rahatsız eden şey oldu. Çünkü bu zamana dek oyunların insanları kontrol altında tutmasının sebebi "Bizimle uğraşırsanız sizi öldürmekten beter eder, çocuklarınızı öldürürüz." mesajı vermeleri ve haraçların sevdikleri insanlara zarar verme tehditleriydi. Yoksa mantıken ölüme mahkum ettiğiniz insanlar neden oyunları içeride yerle bir etmesin ki zaten, kimsenin canından başka kaybedecek bir şeyi yok. Kitabın bu noktada Capitol'ü tam bir beceriksiz gibi gösterdiğine girmeyeceğim bile, ama Haymitch madem bu kadar zekiydi - ki biz ilk seriden onun oyunları "zekasıyla" kazandığını biliyoruz, o zaman neden Lenore Dove'u, ailesinin başına kendi eylemleri yüzünden gelebilecekleri düşünmek yerine gözünü karartıp Başkan Snow'a öylece meydan okusun? Durduk yere hiç tanımadığı Plutarch'a, Beetee'ye güvenip bir intihar görevine çıkarak her şeyini riske atsın? Dediğim gibi, bence kaybedecek hiçbir şeyim yok dediği noktada kaybedeceği çok şey vardı ve 16 yaşında olsa bile zeki bir Haymitch'in bunları düşünmeden hareket etmesi bence mantık teşkil etmiyor. Ayrıca da Plutarch ve Beetee, sırf arkadaşının ölümüyle şok olup Başkan Snow'un karşısına dikildi diye neden random 16 yaşındaki bir çocuğa bütün planlarını böyle şak diye anlatsın? İlk kitapta Katniss'in ormanda kendi kendine 12. Mıntıka hakkında söylendikten sonra korkup etrafına bakınırken söylediği şöyle bir cümlesi var: "Burada, hiçliğin ortasında bile sizi birinin duymasından korkardınız." Oysa bu kitapta resmen uluorta, burada bizi kimse duyamaz dinleme cihazı yok diye güvenip her şeyi her yerde konuşuyorlar? Bu da korkunç mantıksızdı bence. Haymitch'in Plutarch'la konuşurken "Neden bahsettiğini bilmiyorum." dediği bir sahne vardı mesela, tamam mantığa oturtulmaya çalışılmış, ama havada kalmış gibi hissettirdi. Orada kalıp bunu dinlemesi bile arenada bir mutta saldırısının sebebi olabilecek nitelikte zaten. Arenayı bozma planına gelelim: madem 50. yılda böyle bir girişim oldu, gerçekten insanları kontrol etmekte usta bu hükümet; gücünün darbe aldığı 74. yıl oyunlarından sonra, yine çeyrek asır oyunları olan 75. yılda zaten önceden kan kusturdukları galiplerin isyan edeceğini, böyle bir şeyin tekrar olma riskini göremediler mi? Olaya dahil olan karakterler bile aynı?! Hem, Beetee öldürülemeyecek kadar değerliyse ve Ampert'ı bu yüzden arenaya sürdülerse, 75. yılda onu neden arenaya sürdüler? Bütün bu soruların mantıklı bir açıklaması olsa BİLE bence çok boşluk vardı ve bu bir prequel, bizde daha çok soru işareti bırakması değil, boşlukları doldurması gerekiyordu bence. Ayrıca bu işin arkasında Beetee'nin olduğunu görmek çok da zor değil, bu kadar stratejik düşünen bir Başkan Snow bunu nasıl engelleyemez? Diğer kitaplarda, her hareketini çok titiz bir şekilde hesaplayan ve her zaman gizli bir gündemi olan, gizemli ve acımasız bir karakter olarak Snow'u ve onun yönetimindeki gelişmiş Capitol'ü okuduktan sonra bu kitapta olan hiçbir şey bir mantık arz etmiyor. Çünkü bu kitapta Capitol tam bir karmaşa. Haraçların savaş arabası fiyaskosuyla birlikte geçit töreninden, Snow'un rastgele Plutarch'ın ikametgahına girişinden tut Haymitch'e hasta olduğunu ve zayıflık gösterebileceğini açıklamasına kadar... Kelimelerim tükendi. Elbette, bu yanlış adımlar ilk 10 Açlık Oyunları'nda mantıklı olabilirdi, ancak bu 50. oyun. Bu, Capitol'ün mükemmel ama acımasız olduğu imajını tamamen lekeleyen bir yazım gördüm ben. Yalnızca bu da değil, bence oyunlar ve kitabın temposu da berbattı. Aslında kitabı bu kadar beklentimin altında bırakan esas şey tempoydu sanırım. İlk yarıda tempo çok yavaştı, ikinci yarı ise aşırı aceleye getirilmiş gibi hissettiriyordu. Karakterlerin altı bu tempo probleminden ötürü doldurulamamıştı ve bu da oyunlarda veya oyunlardan sonra olan herhangi bir şeyi gerçekten umursamayı neredeyse imkansız hale getirdi çünkü bunlar üzerinde düşünmeye neredeyse hiç zaman ayırmadık. Louella ve Lou Lou mesela. İçeride bir yerlerde kalplerimiz tabii ki parçalandı ama ben Rue'nun ölümünü okurken nasıl ağladığımı hatırlıyorum ve bu kitabın duygusal derinliği yazımla beslenemediği için vurduğu duygusal darbenin orijinal seriyle uzaktan yakından alakası yoktu. Ayrıca arenadaki bütün sorunlara hemen kolay ve mükemmel bir çözüm bulunması da beni irite etti. Yine mantık hataları inanılmaz gözüme çarptı: Oyun kurucuları öldüren Maysilee ve Ampert'ı muttalarla vahşice öldürebiliyorlar ama Başkan Snow boğulurken karşısında panzehir/sütü kafaya dikip bunun hakkında yalan söyleyen, ölmüş Louella ile herkesin gözü önünde Snow'un karşısına dikilen, suratına direkt arenada öleceği söylenen Haymitch'e öldürücü bir mutta göndermiyorlar, öyle mi? NE MANA YA? NİYE BUNU YAPSINLAR? Başkan Snow ki çok daha azı için sinsi sinsi herkesi haklayarak bulunduğu konuma gelmiş bir tiran???? -1. kata indiğini mesela nasıl görmediler, her yerde gözü olan, OYUNLARDA HER YERDE KAMERASI OLAN CAPITOL? Bilmemeleri mantıksız, bilip canını bağışlamaları daha mantıksız? Ayrıca yine duygusal derinlik ve olay örgüsünü beslemek açısından, "ölecek miyim yoksa önemsediğim bu kişiyi mi öldüreceğim?" gibi zor bir seçim yapmak zorunda kalmadı kimse - ki zaten Açlık Oyunları'nın mantığı insanlara bununla işkence edip insanlıklarını sorgulatmak? İlk seri boyunca bunu aşıladın sen okuruna. Madem herkesi oyunun kendisi öldürecek, kuşlardı carttı curttu, o zaman niye hepsini toplayıp bombalamıyorsun ki? Biz niye bunu okuyoruz? Ha, altı boş kalan karakterler derken Lenore Dove konusuna gelelim. Lucy Gray 2.0 modunda bir karakter olarak kalmıştı bence, isyancı bir yapıda olmak ve Katniss'in soyundan olmak hariç, bu manic pixie dream girl'ün neyini biliyoruz ki okuyucular olarak? Genel anlamda Maysilee ve Wyatt hariç tüm yeni karakterler ilk seride bizi büyüleyen o derinlikten yoksun ve iki boyutlu kalmış gibi hissettirdi bana :/ Bunu da ancak kitabı bitirdikten sonra fark ettim çünkü okurken bir şeyler yanlışmış ama ne yanlış bulamıyormuşum gibiydi. Wyatt çok hızlı ve çabuk harcandı ve sonra üstüne bir daha düşünülmedi bile, halbuki okuyucunun gerçekten kalbine dokunan bir karakter olmayı başarmıştı bence. Maysilee de çok karikatürize geldi bir noktada, ama en azından bir gündemi, gerçek bir hikayesi vardı. Ama Haymitch ile aralarında gelişen güven bağının üzerine biraz daha eğilinebilirdi. İşte, tekrar, tempodan kaynaklı arada kaynayan şeyler... Ya ama cidden Haymitch'in dünyası bariz ki Lenore'un çevresinde dönerken neden tanımadığı insanların önderliğinde bir intihar görevine çıksın ki arenada? Kitap boyu kendi canını hiç düşünmedi, zaten öleceğini düşünüyordu - ki bu backstory'e göre ölmeliydi, yukarıda belirttiğim sebeplerden ötürü - ama Haymitch'ten seçildiği andan itibaren asla kendi canını kurtarmak için bir çaba görmedik. Aklından bile geçmedi en başından beri - ki bu da mantıksız bence. Capitol'e en başta karşı geliyor ama her şeyden sonra onların kuklası olmayı kabul ediyor çünkü sonunda sevdiklerine bir şeyler yapabileceklerini mi fark etti? Of daha fazla irdelemek istemiyorum, yazdıkça daha fazlası aklıma geliyor, lütfen kaçırdığım bir nokta varsa söyleyin çünkü dediğim gibi Suzanne'in yazdığı her şeye kabulüm ama bütün bunlar tadımı çok kaçırdı. Bence bu kitabın esas problemi, söyleyecek yeni bir şeyi olmamasıydı. Oyunlarda haraçlara insan muamelesi yapılmadığını, medyanın eğlence aracı haline geldiklerini, tiranlığın sonucu olarak insanlık suçları işlendiğini daha önce görmüştük zaten. Bu kitap da - doğal olarak - aynı mesaj üzerinden ilerliyor ama yine rahatsız edici bir farkı var: Kör göze parmak sokar gibi bir sahnede verdiği mesajı karakter diyaloglarıyla tescilliyor. Bu, Suzanne Collins'in ilk üçlemede asla yapmadığı bir şeydi ve satır aralarını okuyup orada olan mesajı hissetmemize izin veriyordu, oysa bu kitapta okuruna aptal muamelesi yaptığını hissettim. Bana göre Kuşların ve Yılanların Şarkısı, evrene harika yazılmış bir eklemeydi ve dünya inşasını büyük ölçüde genişletti; hatta üçlemede başlangıçta yaratılan anlatıya o kadar kusursuz bir şekilde uydu ki kitap sanki Collins bunu yazacağını her zaman biliyormuş gibi okundu. Ayrıca geleceğe göndermelerde bulunarak yüzünüze çarpan bir hayran hizmeti gibi görünmekten ziyade ince nüktelerle geleceğe katkıda bulunmayı harika bir şekilde başarmıştı. O kitap orijinal üçlemenin anlamını baltalayarak tarihi yeniden yazmadı ve ben maalesef aynısı bu kitap için söyleyemiyorum. Bu kitaptaki isyan planı Catching Fire ve Mockingjay'deki isyanın başlangıcı olarak lanse edildi, eyvallah ama bunu yapış şekli? Katniss, sadece doğru zamanda doğru yerde doğru hareketi yapan sıradan bir kız mıydı o zaman? Suzanne Collins'in özellikle bu noktada, propaganda ve sansür, faşizm, uyum ve kontrol konusunda iletmeye çalıştığı mesajlara kesinlikle katılıyorum ve takdir ediyorum ama devrimlerin bir gecede gerçekleşmediği konusunda kitapta yer verdiği her detay, her diyalog çok ağır ve tekrarlayıcıydı. Kitap güçlü karakter gelişimi ve ilginçleştirilebilecek bir dünya inşasından yoksundu. Esas seriyi beslemiyordu, esas seri bu kitabı beslemişti ve o zaman, başa dönüyorum, bu kitap niye var ki zaten? Beni en mutlu eden şey, kesinlikle son bölümdü. Katniss ve Peeta'nın ismini okuyunca çığlık atasım geldi. Alaycı Kuş iğnesinin de mesela yapılış zamanını öğrenmek falan beni aşırı sevindirdi, böyle küçük detaylar için bile her şeye rağmen bu kitabı severdim. Haymitch'in iç dünyasına dahil olma şansı ne demek ya?! Öper başıma koyarım isterse Capitol'de binaların üstünde kaykay yapsın, umrumda bile değil. Bütün bu eleştirilerin hepsi, Suzanne Collins'ten çok ama çok daha iyi bir kitap beklediğim içindi ama başta da dediğim gibi puan verilebilecek bir noktada değil bu kitap benim için. Ha son olarak, çeviriye iki çift lafım var. Kimse Sevinç Tezcan olmak zorunda değil abi, ama Haymitch'i köylü dayılar gibi çevirmek hangi ahrazın aklına geldi? İlk on sayfa falan "annem" dedikten sonra bir anda "ANAM" demeye başladı ve bütün kitap şöyle şeyler okuduk: "Nihayet prezentabl bir hale gelmiştim, ANAM görse gurur duyardı. Donumu da kenara bırakmışlar, ben de öyle düşündüydüm zaten. Bir kere daha böyle bir şey giymiştim, Lenore Dove çıldırdıydı." Bu bir şaka değil. Bağlamı salladım ama gözünüze batan bütün kelimeler, yaptıydım, ettiydim, anamdı donumdu hepsini kullanmışlar çeviride. Resmen okuduğum süreç boyunca çevirmenle kafamda korkunç kavgalar ettim yani. Yalvarırım, Dex Yayınevi'ne sesleniyorum, sonraki kitap çıkarsa yalvarırım verin bana ben çevireyim. Ücret istemiyorum, bu aşamada artık bu bir kamu servisi. Hatta çağırın ben düzenleyeyim bunu, bu özel baskı olsun parodi gibi okusun isteyenler. Bu kabul edilebilir değil ya. Her şeye rağmen, Açlık Oyunları'nın yeni kitabı çıktı cümlesini kurabilmek dünyanın en güzel hissiydi ve bunun için Suzanne Collins'e teşekkür ederim.
Hasatta GündoğumuSuzanne Collins · Dex Kitap Yayınları · 2025862 okunma
·
981 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
(spoiler) Aklımdan geçenleri eksiksiz yazmışsınız. Bana da daha çok 12-16 yaş okuyucuyu etkilemek için, aaa Plutarch da burada var, aaa Beetee de o zamanlardan isyancıymış gibi pohpohlama amaçlı yazılmış hissiyatı yarattı. Kitap tesadüflerle ve mantık hatalarıyla doluydu maalesef. Açlık Oyunları serisi genel olarak gençlik edebiyatı kategorisine girebilir ama bu seri için fazla kör göze parmak ve çelişki içeriyordu. 50 yıl boyunca bir haracın mutta portalına girebileceğini Snow akıl etmediyse o kadar da akıllı değildir yani. Adama ihtiyarlığının demlerinde mi zeka yüklendi? Ayrıca oğlu ölüm cezasına gönderilmiş, her yerde izlenen adam nasıl haraçlara bombalı simge dağıtabiliyor? Bu kitap olmasaydı seri aklımda çok daha iyi kalırdı eminim ki. :/
ayrıca katniss burdock'ın kızıydı. haymitch kitabın son kısmında katniss'in ona avladığı sincapları getirdiğinden vs bahsediyordu ama ilk kitapta katniss ve peeta trendeyken katnisse gidip "bıçaklarla aran iyi başka neler yapabiliyorsun?" diye soruyordu. bıçaktan bahsetme sebebi de katniss'in bıçağı masaya daha sonra perdenin kenarındaki korniş kısmına saplamasıydı.