`sadık hidayet`'in 1936'da yayımladığı varoluş sancılarıyla yoğrulmuş etkileyici bir ölüm felsefesi romanı.
`ve biz`, henüz insanların dilini bile anlayamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak…
`her birimiz` ansızın sebepsiz düşüncelere dalıyorsak…
`zamanı`, mekanı fark etmez oluyorsak…
ama daha sonra dış dünyayı hatırlamak, düşünmek, toparlanmak zorunda kalıyorsak…
`ölümün seslenişini duymuş olmamızdandır`. `ömrümüz boyunca ölüm çağırır bizi`.
`ömer hayyam` kitapta gizli bir kahraman olarak cümle aralarında dolanır. ölümü, hayatın tek gerçeği olarak görmesine rağmen yaşam felsefesine dalan hayyam yerine hidayet tek gerçek ölümün etrafında takılıp kalıyor kitap boyunca.
öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;
yüzlerce incimiz vardı delinmedik.
sersemliği yüzünden bilgisizlerin
renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.
`yüzlerce incimiz vardı delinmedik`
kısmı, orijinalinde yüzlerce inciden `sadece biri delindi` olarak geçer. delinen tek inci tanesi `ölüm`'dür. hayatın sırlarından sadece tek gerçek ölümü anlamış olduk. kalan hiçbir sırra vakıf olamadık der hayyam.
hepimizin toprak olacağı bu hayatta,
sevgiliye kavuşma üzerine ölüme farklı anlamlar da yükler:
şu testi de benim gibi biriydi;
o da bir güzele vurgun, dertliydi,
kim bilir boynundaki kulp da
bir sevgilinin bembeyaz eliydi.
kitaptaki testi tasvirleriyle hayyam ve ölüm akla gelir. ölüm'ün en büyük yardımcısı zaman üzerine
`anna komnena`'nın söylediği;
`zaman`, var olabilmiş ne varsa tümünü, bir unutulmuşluk uçurumuna çekip yutmak için sürükleyip götürür.
cümlelerindeki `uçurum`'u `sadık hidayet` de kendi sözleriyle tamamlar;
`ölüm ki bütün düşünceleri paramparça eder`,
`en ufak bir dönüş ümidi bile bırakmaz geride`!
`spoiler`….
okurken, yazarın zihin dünyasına dalmaya çalışarak kitap ismini nasıl seçtiğini anlamaya çalışırım. hiçbir yerde böyle bir yoruma rastlamasam da kitabın bende oluşturduğu izlenim;
`ölmeden önceki son anlarında`,
tüm hayatı iç dünyasındaki halüsinasyonlar ile birlikte gözünün önünden geçen bir kahramanın dünyasında dolanıyor gibiyiz zamanların, mekanların karıştığı.
romana niye `buh-i kur`,
`kör baykuş` adını verdiğini düşündüğümde, dünyada bilgeliğin simgesi olan baykuş, doğu geleneğinde ölümün habercisi, ölüm hakkında en bilgili canlı. hidayet, kahramanımızı sanki ölmekte olduğunun farkında olmayan kör bir baykuşa benzetmiş gibi.