Puan vermedi·110 syf.····Okunma: 29 Mart 2025 23:45 Yabancı, peşine düştüğüm ve uzun zaman sonra beni bugüne bağlayan bir kitap oldu.
Hayatta anlam aramaya çalışan bir insanım. Olaylara, insanlara, duygulara belli bir anlam yüklemeyi seviyorum ve bu anlam arayışı, benim için bir tür yaşama amacı. İşte tam da bu yüzden Albert Camus’nun Yabancı romanını okurken kendimi Meursault gibi bir karakterle karşılaşınca tuhaf bir sorgulamanın içinde buldum. Meursault, hayata benim tam zıttım bir noktadan bakan bir karakter. Umursamaz, kayıtsız ve hiçbir şeye – sevmek, üzülmek, mutlu olmak gibi insani duygulara bile – anlam yüklemeyen bir insan.
Hayatın anlamsızlığı karşısında Meursault gibi kayıtsız kalmak mı, yoksa benim gibi anlam arayışına devam etmek mi? Bu soruyu kendi içimde taşırken Meursault’yu daha yakından okumaya başladım. Onu anlamak ve bu kayıtsızlığı kabullenmek kolay olmadı ama bir noktada şunu fark ettim: Meursault’nun varoluşu buydu. O, dünyayı olduğu gibi kabul ediyor, anlam aramaktan vazgeçmişti, hatta belki de hiç aramamıştı. Bunları anladıktan sonra şu klişe ama gerçek olan noktaya vardım: Hayatta anlam aramak elbette kıymetli ama bazen olayları olduğu gibi bırakmak, kontrol etme çabasını bırakmak ve sadece akışta kalmak da bir öğrenme biçimidir. Meursault’nun kayıtsızlığı belki uç bir örnek ama o bana bu tür bir kabullenmenin de mümkün olduğunu gösterdi. Hayatta her şeyi anlamlandırma çabasını bırakmanın da bir tür güç olabilirmiş, Meursalut’tan öğrendim.