Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Budala kitabından bahsedeceğim sizlere bugün.
Dostoyevski’yi çok seviyorum hatta Rus Edebiyatına beni yaklaştıran kendisinin kalemidir. Bir yazarın bu denli güçlü kaleminin olmasında mutsuzluğunu sebep gösterebiliyorsak eğer, kesinlikle Dostoyevski’de bu durum olduğunu söylüyorum.
“Kitaplardan alıntılar yapmadan konuşamaz zaten.”
Dostoyevski’nin bu hikâyesinde şehre geri dönen Prens Mışkin’in diğer adıyla Budalamızın başına gelen ve gelecek olan olayları okuyoruz. Sadece Prens Mışkin değil, kitaptaki her karakteri olağanüstü bir biçimde analiz edip okuyucuya aktarmış yazar. İlk defa (Sefiller’den sonra) bir tuğla eseri okumaktan sıkılmadım. Tabiri caizse sayfaları heyecanla ve merakla çevirdim. Ah be Prens Mışkin dediğim anlar elbette oldu. Prens; Sara hastası, iç dünyasını anlamlandıramamış bir adam ve yıllar sonra döndüğü çevreye yabancı… Nastasya Filopovna, Prens Mışkin ve Aglaya’nın üzerine kurulu, bermuda üçgeni diyebiliriz buna.:))) Budala’da Rus edebiyatı, aile ilişkileri, siyaseti, tarihine dair birçok detaylara hakim oluyorsunuz. Anlayacağınız dolu dolu bir kitap.
#arkakapakyazısı
Tedavi için gittiği İsviçre'den dönen Prens ikiyüzlülük, entrika, ahlaki yoksunluk üzerine kurulu bir dünyada; iyi yürekli, dürüst ve açık bir insan olmanın zorluklarıyla mücadele eder. Dürüst olmak "budala" olmaktır çünkü., Dostoyevski'nin en önemli kadın kahramanlarından, tutku ve güzelliğin sembolü Nastasya Filopovna'ya duyduğu aşk, Prens Mişkin'i 19. yüzyıl Rus edebiyatının kült kahramanlarından birine dönüştürürken Budala'yı da gelmiş geçmiş en güzel aşk romanları arasına ekler.
kitabı çok sevdiiimmm, kalınlığına göre yargılamayıp herkesin okumasını tavsiye ediyorum. özellikle final kısmına ve verdiği mesaja bayıldım. Dostoyevski eserlerinde kendini eleştiren bir yazar olduğu için de kendisine ayrıca hayranım. okuyunuz, okutturunuz.
sevgiler, buse. BudalaFyodor Dostoyevski