A

@Birrseyyah
Dile pelesenk olduğu şekliyle anlaşılmamak değilmiş efendim mesele. Dikkat kesilmemek, hakkıyla nazar etmemekmiş. Bunu çok daha önceleri fark ettiğimi asırlık bir keşif gibi bulup çıkardım anılarımdan. Yanında yöresinde duyacak ve görecek hiç kimsenin olmadığı bir ormanda bir dal kırılıp yere düştüğünde ses çıkarır mı çıkarmaz mı? İnsanlığımız böyle felsefik bir soruyu bir zamanlar sordu kendine. Ne zaman sorduğunu tam olarak bilmem ama ben kendi kendime sorduğumda ya da böyle bir bilinmezi fark ettiğimde epeyce küçüktüm efendim. Gece vakti ışığını kapatıp bir odadan dışarı çıktığımda odadaki eşyaları kim görecek diye sorardım kendime. Kimse onları görmezken, aydınlanmazlarken var olmaya devam ederler miydi? Varlıkları bir işe yarar mıydı o zaman? Sonra bilimin ışığında(!) gelişen zihnimin filozof yanları körelmiş olmalı ki unutup gitmişim böyle bir sorguyu. Ta ki şimdiye dek. Az önce karanlık bir odada, şimdiki düşünceme göre, göremediğim için orada olmaması gereken bir "varlığa" çarptığım dirseğimin acısıyla belirdi bu sorgulu ve biraz da acılı anı. Onu derinleştirmek için önümde hiçbir engel yoktu. Düşünce ve algılayış anılarımın tozlu defterini iyice karıştırdım ben de. Tozlu defterlerden hatırladıklarımla, halen dinmemiş dirseğimin acısına ve mantık bilimine rağmen o felsefik soruya hayır diyeceğim efendim. Duyan ve gören olmadığında ne kırılan dal ne kırılan kalp ses çıkarır. Çünkü insan bağ kurup bilinmekle mukayyet. Bilinip hakkıyla nazar edilmekle. Yaşıyor olmak için insan da okunmaya muhtaç. Hiç değilse okunmak çabasına maruz kalmaya muhtaç. Maksudu nedir, elleri niçin iki yana salınır, çabası neyedir, ne bulmak ve ne yapmak arzusundadır?.. Ve tuhaftır ki bu soruları meydana getiren yine okuyandır, nazar edendir, insanın kendinden başkasıdır. Başkası olmadığında bu sorular ve insanın tüm maksutları, duyan olmadığında kırılıp düşen bir dalın olmayan sesi gibidir. İşte bu yüzden anlaşılmamak değil mesele. Hiçbir zaman da olmadı. İnsanın kendisine hakkıyla dikkat kesilenlerin olduğunu bilmesi meseleyi ha anlaşılmak ha anlaşılmamak mesâbesine taşır. Çünkü bir nazara hakkıyla muhatap olmak bu ikisine dolaştırılamayacak kadar kıymettardır. Ve, küçükken ışığı kapadığımda bence odadaki eşya da yok oluyordu. Ama şimdi olmuyor. Hâlâ neden mi?
Yazdıklarım yazgımdan
··
410 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.