Kitabı okumaya başladıktan sonra verdiğiniz ilk molada, 'ben ne ara bu kadar okudum' dedirtecek cinsten. Oblomov enteresan bir adam. Okurken karakterle bütünleşiyorsunuz. Sanki Zahar, sobadan atladığında sizin de yanınıza gelip burnundan konuşacak gibi bir his uyandırıyor. Fırtınalı, inişli çıkışlı bir aşk da anlatılmış. Onu okurken, bir anda kendinizi 18 yaşında ve sevdiceğinizle oturup konuşuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Ştolts'a Oblomov kadar ısınamadım. Belki benim ketumluğumla alakalıdır bilmiyorum.
-spoiler- Oblomov kendini sevdirdi ama onun ölümü beni daha çok sevindirdi. Hayatı bu tarz yaşayan bir adam için ölmek daha huzurludur herhalde.
dip: İşbank yayınlarında 34. sayfada başlayan İvan İvaniç karakterine de bi 600 sayfa yazsaydın be adam. ne de güzel olurdu. bugüne kadar, okurken ağzımın sularını akıtan bir betimleme olmamıştı, bu saatten sonra da olamaz. anlattığın adamda iş yok ama ne güzel anlatmışsın ver elini öpeyim.