Kitabın başında da belirtildiği üzere 20.yy Amerikan edebiyatının uğursuz savaş döneminin en sevilen klasiklerinden biri olan bu kitap Amerikalı film yapım şirketinin savaş zamanı halka destek sağlamak amacıyla William Saroyan’ a ısmarlama bir eserdir. Saroyan , talep üzerine uzun bir öykü hazırlar ve bu öykü senaryolaştırılarak Hollywood çarkına dahil olur . Bir yandan da öyküsünü romanlaştıran Saroyan filmin savaş destekçisi , hükümetin propaganda aracı olarak kullanıldığını görür ancak bundan pişmanlık duyup bir şeyler yapmaya çalışsa da nihayetinde ortada Hollywood çarkında dönen bir film ve roman olarak insanlık komedisi bizlere kalır.
Bu girizgahtan sonra romanın içeriğine değinmek isterim. Amerika’nın California eyaletine bağlı Ithaca'da yaşayan genç Homer ve ailesi üzerinden savaşın gölgesindeki hayatları işleyen bir eser. Abisi askerde olan ve babası hayatını kaybetmiş olan Homer, diğer kız kardeşlerinin ve annesinin geçimini sağlayabilmek için telgrafhanede çalışıyor. Savaşta ölen askerlerin ailelerine gelen ölüm haberlerini iletmek Homer’ın omuzlarında büyük yük. Çıkarları uğruna bu savaşları çıkaranların, müsebbibi oldukları ölümlerin yükünü bir an dahi üstlenmezken bu yükü küçük bir yürek tüm büyüklüğü ile taşımaya çalışıyor. Homer’ın abisinden gelen mektupta “Kendimi bir kahraman gibi hissetmiyorum.. Kimseden nefret etmiyorum. Öte yandan aşırı yurtsever de değilim. Ülkemi, insanları, şehirlerini, evimi, ailemi her zaman sevdim. Keşke asker olmasaydım. Keşke savaş olmasaydı.” sözleri yaşanan savaşı ve savaşanlar için savaşın ne olduğunu özetliyor. Herkes için çarpıcı olan ve romanın temelde savaş karşıtlığını aktardığına ilişkin paylaşılan kısım bu mektupta yazanlar ancak bu benim için farklı.
Amerika'da yaşayan Ermeni bir bakkalın " "'Dünya çıldırmış," dedi. "Sadece Rusya'da, bizim ülkemizin, bizim güzel, küçük ulusumuzun yanı başında milyonlarca insan, milyonlarca çocuk her gün aç. Üşüyor, acı çekiyor, yalınayak dolaşıyorlar, yatacak yerleri yok. Bir parçacık kuru ekmek, bir gecelik deliksiz uyku çekebilecekleri yatacak bir yer bulmak için yakarıyorlar. Ya bize ne demeli? Biz ne yapıyoruz? Bu koca ülkede, Amerika'da yaşıyoruz. Peki ama ne yapıyoruz? Sırtımız pek. Her sabah yataktan kalkınca ayağımıza sağlam ayakkabılar geçiriyoruz. Sokaklarda kimse silahla üzerimize gelmeden, evlerimizi yakıp yıkmadan, çocuklarımızın ya da babalarımızın kardeşlerinin canına kıymadan ferih fahur dolaşıyoruz. Otomobillere atlayıp kırlarda gezmeye çıkıyoruz. Yiyeceklerin en iyisini biz yiyoruz. Her gece huzur içinde uyuyoruz. O zaman neyiz biz? Doyumsuz insanlarız vesselam. Hala doyamadık." sözleri benim için daha vurucuydu. Saroyan’ın Ermeni bir bakkalın konuşması üzerinden bize vermek istediği pek çok mesajı olduğunu düşünüyorum. Vatanından milletinden ayrı yaşamak zorunda kalan azınlıkların kendi iç hesaplaşmaları, vicdan azapları, insanların zulüm karşısındaki tavırları, doymak bilmeyen nefisleri ve daha fazlası.
Çok basit ve yalın cümlelerle işlenen hikayede cümleler ya da kelimeler arkasında saklanan bir gerçeklik yok, gerçekler tamamen gözümüzün önüne serilmiş şekilde. Bu kitap Saroyan ile tanışma kitabım oldu. Başka bir kitabını okur muyum emin değilim. Dili ve anlatımı oldukça sade, kitabı okurken beni kalemine bağlanacak güçte etkileyecek bir şeye rastlamadım. Kendisi de zaten amacın hikayeler olduğunu hikaye ile okuyucu arasına girecek bir anlatım tarzından uzak durduğunu söylemiş. Benim için anlatılan ile birlikte anlatım tekniği, üslubu da çok önemli. Bazı yazarların üslubunu o kadar seversiniz ki hangi konuda yazarsa yazsın okurum dersiniz. William Saroyan benim için böyle bir yazar olamayacak gibi ancak yine de heybeme kattığım hoş bir maceraydı. İnsanlık Komedisi