İlk satırlardan itibaren, yazarın kelimeleri öyle bir ahenkle dans ediyor ki, her cümle geçmişin tozlu hatıralarını ve geleceğin umut dolu ışıklarını bir araya getiriyor. Özellikle şu dizeler, eserin ruhunu bize özetler nitelikte: “Gökyüzüne inen o son damla, tüm sırları da beraberinde getirdi; yıkılan umutların ve acı dolu anıların izleri, bir nefes kadar yakın, bir o kadar da uzak kalpte saklandı.” Bu alıntı, Kalender’in gizli kalmış acılarını ve yüzleşilmemiş gerçeklerini gözler önüne sererken, bizlerin de kendi iç dünyamızda bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor…
(Spoiler) Romanın ilerleyen bölümlerinde, baş kahramanın, kaybettiğini sandığımız ama aslında sakladığı o derin sırrın ifşası, öykünün seyrini kökten değiştiriyor. Bu ani dönüş, hem yıkıcı hem de arındırıcı bir etki oluşturuken, karakterin ailesiyle yaptığı hesaplaşma, hayatın en acımasız yüzünü ve en parlak umutlarını bir arada sunuyor. Bir diğer unutulmaz cümle ise şöyledir: “Sular üstünde gökler altında, geçmişin yaraları bugünün aydınlığına dönüşür; her kayıp, her hüzün, ruhun derinliklerinde yeni bir başlangıcın habercisidir.”
Edebiyatın incelikle dokunabildiği, duyguların kelimelerle yeniden hayat bulduğu bir serüven. Eğer yüreğinizdeki eski yaraları şifalandıracak, sizi kendinize dair derin düşüncelere sevk edecek bir edebî roman arıyorsanız, Sular Üstünde Gökler Altında kesinlikle tavsiye ediyorum.
Keyifli okumlar…