Cengiz Aytmatov'dan okuduğum ilk kitap. Keşke daha önce tanışsaydım Cengiz Aytmatov'un kalemiyle. Kitabın dili, yazarın anlatımı tam anlamıyla sevdiğim cinsten. İnsanı alıyor, bir nehirde suya kapılıp yüzer gibi götürüyor ama boğmadan, sıkmadan. Betimlemeler, bozkır betimlemesi, yer neresi bilmiyoruz bile, sanki oradaymışız gibi. Hele kitabın sonlarındaki samanyolu betimlemesi muazzam. Herkesin bu zevki tatmasını isterim. Gelelim konusuna:
Kitap bir savaşı, 2.Dünya savaşını anlatıyor. Daha doğrusu savaşın insanlar üzerindeki etkilerini anlatıyor. Adını bile bilmediğimiz bir köyde geçiyor hikaye. Kitapta bize, "Hepimizin bir anası var: Toprak Ana. Ne diye savşıyorsunuz? Anamız bizi besliyor ya! Neyi paylaşamıyorsunuz?" mesajı veriliyor. Kitapta bir anamız daha var aslında: Tolgonay. Toprak Ana kadar anaç, fedakar,vefakar, sabırlı... Ve onun kadar olamasa da Tolgonay gibi fedakar olan Tolgonay'a evlatlık eden gelini Aliman. Tolgonay'ın Toprak Ana'yla konuşmasıyla başlayıp bitiyor hikaye. Genç bir kız iken başladığı hikayesini yaşlı bir nineyken bitiriyor. Geçmiş bir ömür. Eş olmuş, ana olmuş, kaynana olmuş ve en sonunda nine olmuş. Gençliğini feda etmiş köyü için insanlar için. Fedakar bir ana Tolgonay. Savaşın yıkamığı, baş eğdiremediği insanlardan. Ve kitaptaki şu sözle bitirmek istiyorum: " Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi."