Kafana basa basa olaylar seni gerçekten öğrendin mi diye denemeye devam ediyor. Kafamda her iletişimde ayrı bir parentez açıyor. O kadar çok küsmemek, affetmek dedim ki seneler önce küstüğüm bir insanla karşılaştım bugün. Yüzünü bile unutmuşum,kapıda gördüğüm gibi ne kadar şıksınız dedim. Yüzüme bakakaldı. Sarıldı, o an tanıdım. Ve böyle bir kaç adım sonra "bir insan hiç mi değişmez? Hala aynısın" dedi. Hayat senelerce zorladığı için kendimde geçtim ama çok parça bıraktım diye düşünürdüm. Lise de veya üniversite zamanım gözümden kaydı. Beline tül sarıp kahkalarla kolidorlarda gezen, rengarenk giyinen, koşuşturan, aykırı şekilde renkli giyinen biriydim. Aynada baktım masmavi giyinmiş, yetmemiş montumu, farımı, rimelimi bile mavi sürmüşüm bugün. Saçım başım dağılmış, dolaptaki çantamın içi darmaduman. Masada defterlerim, kalemlerim yayılmış. Daha dün gecenin sonunda elime bıçak alıp, gömdüğüm dileği kazıp koşarak denize atmıştım. Nisanı ilk yağmuru diyip daha bu cümleden az önce bahçeyi kovalarla doldurmuştum. Bu cümle bana yaşadığım son 9 seneyi doyasıya yaşadığımı hissettirdi. Hayatta kendimi kabul ettiğimi, çok güçlü olduğumu hissettirdi. Az önce vedalaşmak için yanıma gelip "sana çok değer veriyorum, nerelerdesin sen senelerdir" dedi. Sarılarak. Değişimi hep kişilik olarak resmetmişim kafamda; oysa olay hala aynı insanken bazı duyguları öğrenmekmiş. Bu sarmal benim için seneler önce kapandı derdim. Oysa hayatın ilmekleri ne kadar uzun, karmaşık bir o kadarda hayat yada dünya küçükmüş. Ömrümüzün sonuna kadar kaç sarmal daha var olduğunu düşünmek, hem bu hayata güvendiriyor hemde hayran bırakıyor.