Çehov’u diğer yazarlardan ayıran en belirgin özelliği, yazmaması. Söylenmeyen cümleler, neredeyse hiç yapılmayan betimlemeler ve tamamlanmamış, eksik bırakılmış hayatlar... Hikâyelerinde hep bir çaresizlik vardır. Nişanlı Kız’da, özgürlük ile toplumsal normlar arasında sıkışıp kalmış bir genç kızda görürüz bunu; Besleme’de ise, gelmeyecek bir sevgiyi hayatı boyunca bekleyen bir çocukta.
Çehov öyle uzun uzun felsefi sorular soran bir yazar değildir; çünkü insanlardan çoktan ümidini kesmiştir. Bize de her hikâyesinde, bu umutsuzluğun nedenlerini sessizce örneklerle anlatır.
Bu eksiklik, tam da Çehov’un derdi: hayatın eksikliği. Bir şeyler hep yarım kalır çünkü hayatta da öyle olur. Nişanlı Kız’da kahraman, çevresindeki herkesin onun adına çizdiği hayatı yaşıyor gibi görünürken, birden o çizgiden çıkma cesareti gösterir. Ama bu cesaret, bir başkaldırıdan çok, sessiz bir yön değiştirmedir. Çehov’un karakterleri bağırarak ayrılmaz yaşadıkları hayattan; sadece yavaş yavaş, kimseye fark ettirmeden uzaklaşırlar.