Seren, alışageldik biri olmaktan çok uzak ama bir o kadar sıradan bir kadın.
Kitabın güçlü bir akışı var. Bölümler arası geçişler, neredeyse bir dizinin bölüm sonu etkisi yaratıyor. Okurun merakını canlı tutmayı biliyor. Yazarın anlatı ritmini kurma beceresi tartışmasız. Ancak metin ilerledikçe bu akıcılığın altında bir boşluk hissi beliriyor. Kitap boyunca Seren'in erkeklerle temasını izliyoruz. Bu temas çoğu yerde bir tür açlıkla özdeşleşiyor. Seren'de belirgin bir eksiklik duygusu var ve bunu erkekler üzerinden doldurmaya çalıştığını hissediyoruz. Karaktere nemfomani yakıştırması yapmak da mümkün değil çünkü kontrolü dışında yaşamıyor hiçbir şeyi. Kendi kararı olarak kurulan metinde bir mağduriyet anlatısı yok. Karakter edilgen değil, etken konumda.
Seren, potansiyel olarak unutulmayacak bir karakter vaat ediyor. Ancak bir tutam serpiştirilen duygusal kırılmalar buna yetmiyor. Yazarın zekice ve yer yer alaycı kurduğu dil, okurla arasında bir mesafe kuruyor. Seren'in belki de en savunmasız kaldığı an, "Beni evine aldın," sözlerinde görülüyor. Fakat hemen ardından sert ve bedensel bir dile geçerek bu kırılganlığı geri çekiyor. Sanki acınacak durumda kalmaya tahammülü yok. Bu da karakterin derinleşememesine sebep oluyor.
Erkek karakterlerin yoğun ve hızlı dolaşımı, isimlerin birbirine karışmasına neden oluyor. Bir figür olarak kalıyorlar ve tekilleşmiyorlar. Bu bilinçli bir tercih olabilir, Seren'in bağ kurma yapısını anlatmak istemiş olabilir ancak sonuç olarak olur, Seren'e de uzak kalıyor.
Dildeki alaycı tavır, gerçekle birebir örtüşen diyaloglar yaşanılanları gerçek kılıyor hatta bir yerden sonra okur, çok hareketli bir hayatı olan ağzı biraz bozuk bir arkadaşıyla sohbet ediyor hissine kapılabiliyor.
Yazarın yeteneği açıkça görülüyor. Ritmi kurabiliyor, sahneleri